Ümit Gezgin
Gerçekliğin ne olduğunu bilmeden ve hiç üzerine kafa yormadan, günübirlik endişelerle yaşar gideriz.. hatta sanat alanında bile, sanatla uğraşan kişiler, günlük telaşların içinde, alışkın hale geldikleri ve yabancılaştıkları sanatlarını sürdürüp giderler ve onlar için bile sanat değil, hayat daha önemlidir.. hayat dedikleri de günlük ıvır zıvırdır.. yoksa gerçeklik algılaması ve gerçeklik üzerine düşünme, onu yorumlama olayı değil…

Gerçeklik üzerine tartışmaları tekrar gündeme getirmek lazım.. gerçeklik nedir.. bilincimizden bağımsız mıdır.. yoksa bilincimizin ürettiği, üretmediği zaman da yok olan, yani olmayan bir şey midir.. bunlar üzerinde sürekli spekülasyonlar, tartışmalar yapılır felsefeciler arasında.. ve, bir sonuç da çıkmaz…

İşin içine bir de ressamlar ve onların gerçeklik algılaması ve yorumu girdi mi iş içinden çıkılmaz hale gelmektedir.. çünkü her ressamın kendine göre de gerçeklik algı ve tanımı, giderek estetiği vardır.. zaten ressam ve sanatçı çifte gerçekler içinde yaşar.. bir dış gerçeklik, günlük yaşamın pratik olguları.. bir de sanatsal gerçeklik.. ressam sanatsal gerçeklik dünyasında daha çok yaşar.. o sanatsal gerçeklik kendi sanatının devamını da sağlar.. ama besleyeci damar çoğu kere sıradan gerçeklik, görüntüler ve düşünceler dünyasıdır…

Husserl, bilinç her zaman bir şeyin bilincidir, diyordu.. yani, diyordu filozof, saf olarak gerçekliği bilemeyiz.. gerçeklik hep bir boyutuyla bize gelir.. bir türlü onu kuşatamayız ve bütün boyutlarıyla anlayamayız.. adeta herkesin gerçeklik algılaması farklı farklıdır…

Gördüklerimiz gördüklerimiz midir.. başlı başına bir mesele.. nesneler nasıl var olur, o da ayrı bir sorun.. nesnelerin varlığını ressam da kendine göre tanımlar.. birçok perspektif, bakış açısı ve yaşama kültüründen biridir gerçeklik ve sürekli de değişir.. nesnelerin değiştiği gibi.. kimse aynı şeyi düşünmez ve hissetmez.. çoğu insanın gerçeklik algısı ve tanımı da yoktur zaten.. sadece kaygı ve endişeleri vardır…

Gerçeklik, dışarıdaki bir şey değildir.. oysa sıradan insan için böyledir.. oysa gerçekte gerçeklik bedeni de içine alan bir algılama biçimidir aynı zamanda…

Resim ise, fotoğrafın yaptığı gibi dış gerçekliği kopyalama yoluna gitmez.. kendi gerçekliğini üretir.. dış dünyaya, zaman zaman da bireyin, sanatçının iç gerçekliğini yeniden üretir…

Farklı sanat akım ve görüşlerinin de kendine göre gerçeklik tanımı ve anlatımı vardır.. örneğin izlenimcilik başkadır, dışavurumculuk başkadır.. Monet mesela bakıldığında nesnenin gerçek halinin peşinde değildi.. O daha çok ışığın nesneler üzerindeki yansımasını arıyor, anlatıyordu…

Oysa dışavurumcular, Munch, görünenin kişide uyandırdığı duyguları anlatmanın derdini yaşıyordu ve kendi iç gerçekliğini dışa anlatmanın çabasını gösteriyordu…

Resim sürekli değişmektedir ve bu değişim aslında değişen gerçekliği algılama biçimine bağlıdır.. resim, gerçekliğin farklılaşmanın anlatımı olarak karşımıza çıkar…






İlk yorum yapan siz olun