Ümit Gezgin
Doğanın dönüşümünü yakından takip ediyor ve onları, yani bütün detayları resimlerime, olmadı yazılarıma, daha ötesinde günlük notlarımı tuttuğum defterlerime geçiriyorum.. hemen her gün defterime günlük notlarımı tutarım, gelişmeleri kaydederim ve güncel hayatla ilgili gözlemlerimi ve düşüncelerimi yazarım…

Günlük hayat her gün yaptığımız şeyler olarak karşımıza çıkar.. aslında günlük hayat aynı zamanda sanatı da besleyen gerçeklikler ve detaylar toplamıdır.. hiç değilse benim hayatımda günlük hayat aynı zamanda zengin bir alanıdır da sanatın…

Gidip geldiğim yerlere bakıyorum.. hep her yer ağaçla ve yeni yapılan binalarla dolu.. kamusal alanda pek heykel yok.. var olanlar da dandik türünden, sıradan.. kime, ne hesaplarla yaptırıldığı belli değil… Dışarılarda insanlara, mekanlara, eşyalara ve hareket halindeki şeylere bakıyorum.. onların da bana baktıklarını biliyorum.. bakış, düşünceyi tetikliyor.. ne düşüneceğimize de bakış olgusu karar veriyor…

Birkaç gündür etraf yanıyor.. dükkanlarda, mağazalarda çalışan insanları görüyorum.. ve aklıma mesleklerin karakterleri ve düşünme biçimlerini belirleyip belirlemediği düşüncesi geliyor.. insan giderek meslekler içinde robotlaşıyor, düşünmez oluyor.. inşaat işiyle uğraşan bir insan yıllar içinde betona, demire dönüşüyor.. onun düşünebilmesine imkan ihtimal yok.. neyle uğraşıyorsan osun aslında… Kadıköy’e indiğimde sıcaklıktan bunalan insanlar ve şeylerle, ağaçlar ve kuşlarla karşılaştım.. bezginlik vardı yüzlerinde.. otomobiller bile yorgundu.. taksiler, otobüsler, minibüsler.. motorlar da son zamanlarda dahil olmuştu bu yorgunluklara.. gökyüzüne bakıyordum tek tük bulutlar martılara karışıyorlardı…

Meslekler günlük hayat içinde kesişiyor, karışıyor ve insanlar birbirlerinden nefret ederek, ama birlikte olarak, varoluşlarını tuhaf bir biçimde sürdürüyorlar.. bilinçli veya bilinçsiz insanlar bu varoluşların içinde yaşayıp duruyorlar.. taksi şöförleri, kuaförler, dişçiler, doktorlar, hemşireler, hasta bakıcıları, sporcular, garsonlar, otobüs şöförleri, dilenciler, öğrenciler, öğretmenler, polisler, küçük büyük memurlar, işçiler, tüccarlar.. dar gelirliler, çok gelirliler…

Sanat hayatın üstündedir.. hayat içinde debelenip duran insanlar sıradan bir hayat yaşadıklarının ve yaratıcı enerjilerini tükettiklerinin farkında bile değillerdir.. kör bir hayat yaşarlar.. hayatın bile farkında değillerdir… Meslekler yabancılaşmayı doğurarak, onları bir tür kimliksiz kılmış, kendilerine yabancılaştırarak, doğaya da, dünyaya da yabancılaşmalarını doğurmuştur…

Resimsel gerçeklikle, doğasal gerçeklik birbirinin zıttı olarak karşıma çıkıyor. . bakıyorum işte karşımda binlerce yıllık bir şehir var.. bütün gerçekliği, tarihi ve harabeleriyle.. yok olmuş insanları, o insanların bıraktığı eserleriyle koskoca bir tarih yatıyor.. onun fizik görüntüsünü algılıyorum görsel olarak.. sonra da çizgisel olarak onu beyaz bir yüzey üzerine yansıtmaya çalışıyorum.. gerçeklik değişiyor, farklılaşıyor.. ama farklı mesleklerdeki insanların kişilikleri o meslekler haline dönüştüğü için de doğayı olduğu gibi algılayamıyorlar.. sanatı ise hiç kavrayamıyorlar…






İlk yorum yapan siz olun