Nusret Karaca
05 Ağustos 2026 Çarşamba
Akşamüzeri.
Yine Burgazada’dayız.
Bir yandan çaylarımızı yudumlarken, bir yandan da kıyıdan esen rüzgâr okşuyor yanaklarımızı, saçlarımızı.
”Şiir bazen sessizlikte saklıdır. Kimin kulağı çınlarsa bilsin ki bir şarkıda onun adı vardır.” diye bir sözüm vardır ya…
Şimdi şarkının yerini dizeler alıyor:
“Şiir bazen sessizlikte saklıdır. Kimin kulağı çınlarsa bilsin ki bir dizede onun adı vardır.”
Bir anda, sessizce, kendiliğinden…
Sonra salıveriyorum gökyüzüne…
Rüzgâr nereye götürürse artık şiir oranın.
…
Öylesine esti ki rüzgâr
Deniz dalgalandı
Saçların dalgalandı
Sen dalgalandın
Şiirler yazdım rüzgâra
Şiirler bile dalgalandı
Nusret Karaca
…
SENİ SAÇLARINDAN TANIRIM
Seni
Saçlarından tanırım
Bak
Adalardan mimozalar getirdim sana
Ne olur
Elini boynuna dolayıp
Şu saçlarını dağıtsana
Seni
Saçlarından tanırım
İste
Her bir teline şiirler yazayım
İste
Güllerden bir taç takayım
Yeter ki
Elini yanağına koyup
Şu saçlarını savursana
Seni
Saçlarından tanırım
Rüzgârda uçuşundan
Yanağıma vuruşundan
Haydi
Bir tutam kopar da
Şu yüreğime yollasana
Seni
Saçlarından tanırım
Tanırım ya
Yeter artık
Tükendim be güzelim
Ya geleceksen gel
Ya da
Bir toka bulup
Şu saçlarını toplasana
Nusret Karaca
(“Öylesine Esti Ki Rüzgâr” adlı kitabından)
…
Saat 19.15
Dönüş yolu.
Vapurdayız.
Rüzgâr esmeye devam ediyor.
Bir ara masmavi sulara takılıyor gözlerim…
Kulaklarım çınlıyor:
“Şiir yaşamın tam içinde.”






İlk yorum yapan siz olun