İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mekanı yeniden keşfetmek…

Ümit Gezgin

Mekanı yeniden keşfetmek gerekiyor.. zaten mekanı dolduran nesneler, insanlar, hayvanlar ve bitkiler..en azından mevsimler, yağmurlar ve renkler.. her şey kısacası.. her gün her gün değişiyor, farklılaşıyor…

Zaten sahilde de nesnelere, manzaraya, ağaç altındaki banklara, masalara oturarak konuşan, sohbet eden çay, kahve içen insanlara bakarak resimler yapmıştım…

Kurbağalıdere köprüsünün üstündeydim.. dereye bakıyor, gökyüzündeki bulutları dere yüzeyinde yüzerken görüyordum.. seyrek de olsa tekneler, motorlar, küçük yatlar, iri kayıklar vardı.. hatta bazı yerlerde yelkenliler de görünüyordu.. bazılarında yaşayan insanlar vardı…

Yürüyerek Altıyol’a gelmiştim.. Bahariye Caddesi kalabalıktı.. gökyüzü kapalıydı.. güneş bulutların ardında bir yerlere saklanmıştı.. kimsenin gökyüzü ve güneşle bir alakası yoktu nedense.. nasıl bir dünyada yaşadıklarını kimse sormuyordu.. doğal olarak onların yaşantılarını ve düşüncelerini de ben merak etmiyordum…

Kadıköy çarşı önü de motor kalabalığına uğramıştı.. bu motorların park alanları olmadığı, var olanlar da yetersiz olduğu için, motor sahipleri önüne gelen yerlere park ediyor, motorlarını bırakıyor ve böylece motorlar yerli yersiz demir kalabalıklar meydana getiriyordu…

Durdum orda.. Kadıköy iskelesinde, sahilde durdum.. yağmur başladı başlayacaktı ve bir an önce Beşiktaş’a gitmek istiyordum.. durdum ve tarihi iskeleye bakayım.. kalabalık insan kitleleri yanaşan vapura doğru hareket ediyordu.. bulutlar küme küme tarihi iskelenin üzerinde toplanmaya başlamıştı…

Vapurda rüzgar kuvvetliydi.. resim kağıtlarımı çıkardım.. ilham gelmişti.. ilhamsız çizemiyordum.. ya kitap okuyor, ya fotoğraf çekiyor.. olmadı sadece çevreyi seyrediyordum.. evet, ilham gelmişti ve mutlaka, rüzgar çok kuvvetli estiği halde Boğaz ortasında kağıtları çıkarıp çizmeye başlamıştım…

Beşiktaş’taki yeni iskeleye inmiştim.. vapuru ve iskeleyi gören bir şekilde biraz da ilerledim ve kağıtları çıkararak çizmeye başladım.. amacım görüntüye sadık kalmak değildi.. resim çiziyordum zaten.. resim de bir yorumdu, kişisel bir yorum.. müzik gibi.. kişisel yorum oranı arttıkça sanat da artıyordu…

Beşiktaş çarşı içine doğru gitmeden, orada hemen Sinan Paşa Cami’ni görüyordum.. banklara oturanlar vardı.. Hakan Pastanesi vardı bir de caminin hemen önünde.. asırlık ağaçlar vardı.. cami beş yüz yaşında olduğuna göre, kaç tane ağaç gelip geçmişti.. bahçesinde de nice değerli insanın mezar taşları vardı ve bu taşların çoğu birer sanat eseriydi…

Tekrar sahile indim.. amacım Beşiktaş belediyesine ait çay bahçesine gitmekti.. bulutlar çok güzel görünüyordu.. gökyüzünde küçük bulutlar vardı.. martılar vardı.. Boğaz dalgaları yükseliyor, alçalıyor ve çoşuyorlardı…

Telaşla insanlar Üsküdar’a geçmek için koşturuyorlardı vapurlara.. bir telaş, anlamak zordu bu insanları neye telaş ediyorlardı.. zamanı yakalamak, geç kalmamak için mi koşturuyorlardı.. neye geç kalacaklardı.. zamanı durdurmak mümkün müydü.. mekana egemen olmak…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin