Ümit Gezgin
18. Şubat 2023, Cumartesi
Günce tutmak, çok eskiden beri benim için bir tutkudur. Büyük günlükçülerimiz Nurullah Ataç, Muzaffer Buyrukçu, Salah Birsel, Oktay Akbal.. bir zamanlar dönüp dönüp okuduğum yazarlardandır..Hala bile kitaplarını bu yazarların ve rastgele sayfalarını büyük bir merak ve iştahla okurum..

Ahmet Rasim üstadın dediği gibi.. yazı nasıl bir tutkuysa.. onu varsıl ve önemli kılabilmek için de durmadan yazmak gerekmektedir… Bütün büyük sanatçılar için yaptıkları iş hep bir tutku olarak yaşamıştır içlerinde.. Aşkla bağlı kalmışlardır.. Sanat zaten aşkla bağlı kalınan şeyin adı değil midir…

Salah Birsel hayatı boyunca sadece günlük tutmuş yazarlardan bahsetmez mi.. İlla öykü, şiir, roman mı yazmak lazım.. Sadece günlük tutarak da bir insan büyük yazar olamaz mı…
…

Usta yazar Hikmet Altınkaynak da aramızdan 78 yaşında ayrıldı.. Edebiyat Fakültesi’ni bitiren Altınkaynak, yazı alanının birçok dalında, redaktör, yazıişleri müdürü, yayın danışmanı, genel yayın yönetmeni olarak çalıştı.. Ondan fazla derginin de yöneticiliğini yaptı.. Eleştirmen kimliğiyle de öne çıkan Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatı’nın vazgeçilmezleri arasındaydı…
Daha dün, Rüzgargülü Kitap Kafe‘de kendisi hakkında konuşmuştuk Cafer Hergünsel hocamızla.. Kendisi hakkında olumlu yazılar kaleme aldığını söylemişti Cafer hoca..

…
Güzel bir gündü yine bugün.. Sabahtan bulutların gri yoğunluğu yüzünden gökyüzü maviliği gözükmüyorsa da, öğleye doğru açıldı gökyüzü ve mavilik ayan beyan ortaya çıkmakla kalmadı, martılar neşeli çığlıklarla tüm maviliği taa uzaklara, Kurbağalıdere‘ye doğru kaplamaya başladı.. Gidenler gelenler, koşanlar, bisiklete binenler.. kayalıkların üzerinde balık tutmaya çalışanlar.. balonlara kuru sıkı tabanca atanlar.. bu mermilerin martıları yaralayabileceğini düşünmeden bunlar yaptıkları için gerçi onlara kızgınım, ama..


Güzel bir gündü.. Martılar uçuşuyor, insanlar mutlu mesut yürüyorlardı.. Depremin yaraları hala sarılmamış, hala kaldırılmayan enkazların altında insanların cenazeleri çıkarılmamış.. zaman zaman hala mucizeler yaşanıyor ve enkazlardan canlı insanlar çıkarılıyor ve bu hepimiz için bir umut kaynağı, bir mutluluk kırıntısı olmaya devam ediyordu…

Molozların altında bizler de kalmıştık.. Bir daha böyle bir felaketle karşılaşmamak için dualar ediyor.. giderek daha akılcı yöntemlerle sağlam binalar yapılması gerektiğini birbirimize hatırlatıyorduk..


Kurbağalıdere’nin ordaki köşklerin belki dış estetikleri kadar iç yapıları da deprem karşısında sağlamdı.. Ama hemen dibine yapılmış devasa apartmanlar da vardı.. Bir deprem anında çok riskliydi bunlar.. Mütevazi köşkler yıkılmış, bunlar derenin hemen kenarına boylu boyunca dikilmişti.. Hem de bütün çirkinlikleri ve temelsizlikleriyle..

Depreme dayanma ihtimali yoktu bu apartman bozuntularının.. Zaten İstanbul’da her yer çirkin apartmanlarla doluydu.. Bunların hepsi güçlendirilmeliydi.. Yoksa biz her deprem zamanlarında acılar yaşayacak ve bir türlü kültür sanat boyutuna geçemeyecektik toplum olarak… D






İlk yorum yapan siz olun