İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köşkleri Yaşamak…

Ümit Gezgin

Fenerbahçe’de köşklerin arasında dolaşıyor ve ressamların bu köşkleri çizip çizmediklerini düşünüyordum.. Sonra bunların resimlerini çizmem gerektiğini hesaplıyordum içimden.. Güzeldi köşkler ve ilginç mimari stilleri vardı.. Kim bilir kimler yaptırmış ve kimler yaşamıştı…

Kimlerin yaşadığını tam bilemiyordum bu köşklerde.. ama bilinen hep yabancıların yaşadığı.. Batılıların.. İşin ilginç yanı batılaların, Türkiye’nin en nadide yerlerinde köşkler dikmiş ve refah içinde yaşamış olmaları…

Botter köşkü

Fenerbahçe Marina’nın karşısındaki büyük beyaz köşk Jean Botter köşküymüş.. Yanındaki de Botter’in üç kızından birinin köşkü.. diğer iki köşk yakılıp gitmiş.. Yok olmuş… Mimar da Raimondo D’Arranco.. Serveti ve zenginliği Botter’in Abdülhamit‘in terziliğinden geliyor.. Aynı zamanda da tüccar Jean Botter.. Kızlarına da köşkler yaptırıyor ama.. geriye bir tanesi kalıyor.. O da restaurant olarak hizmet veriyor şimdilerde.. Özgün bir mimarisi var.. Zaten köşklerin hepsinin kendine özgü mimari yapıları var.. İç dizaynları da farklı.. Sahiplerinin zevkine göre yapılmış…

Botter’in köşkünün bahçesi zamanında mitolojik heykellerle doluymuş.. Şimdilerde atıl, önce bir lokanta vardı.. iflas edip kapandıktan sonra.. aylardır sadece bekliyor artık.. Bakımlı bir köşk.. önünde şimdi masa atıp bekleyen görevliler var..

Sürekli önünden geçiyorum bu köşklerin ve özgün karakterlere sahip olduklarını gözlemliyor ve sürekli de fotoğraflarını çekiyor, zaman zaman da karşılarında durup resimlerini çiziyorum.. sonra da bir kafeye oturarak boyuyorum bu çizdiklerimi.. Ayrıca merak da ediyorum elbet buralarda kimlerin yaşadığını, neler yaşandığını.. ne zaman vefat ettiklerini…

Villa Mon Plaisir Köşkü

Daha narin bir köşk olarak beliren köşk.. Villa Mon Plaisir köşkü Fransız bir aile tarafından 1906 yılında yaptırılmış.. Ön cephesinde renkli fayanslardan yaptırılmış dört kadın tablosu var.. dört kadının her biri de bir mevsimi temsil ediyor.. estetik ve hoşa giden görünümleri var…

Köşklerin çevresinde büyüyen apartmanların arasında bunlar güzel ve özgün çiçeklere benziyorlar.. Detaylı olarak onlara bakıldığında yüz yıldan fazla bir zamandır orada olduklarını ve nice insanın, nice hikayelerle yaşayıp öldüklerini anlıyorsunuz.. Bir zamanlar bu köşklerin önlerine kadar gelirmiş deniz.. Şimdilerde önünden geniş yol geçmesinin yanında, yat limanı ve yine onun da önünden kafeteryaların sahildeki alanları geçiyor..

Kırmızılı Köşk

İlerliyorum.. Kırmızılı köşkü görünce duruyorum, fotoğraflarını çekiyorum.. Resmini çizmeyi düşünüyorum.. sürekli önlerinden geçtiğim ve düşündüğüm köşkler bunlar.. Allah’tan ayakta kalmışlar.. Yoksa kül ederler, yerlerine apartman dikerlerdi.. Bu köşk de yine bir batılının.. Madam Anna Cingria‘nınmış.. Sonradan el değiştiriyor, bahçesine yazlık villalar yapılıyor ve köşk de koruma altına alınıyor.. Şimdilerde hep kapalı tutuluyor.. kepenkleri hep kapalı…

Yüz yıldan fazla bir yaşında bu kırmızı köşk, parlak Nisan gökyüzünün altında, yine asırlık ağaçlarla çevrili olarak mutlu bir hayat sürüyor.. Bu mutlu hayat bir müze hayatı onun için.. Bir zamanlar köşkte yaşamış insanlar şimdi hayatta değil.. İçlerinde insanlar yaşamıyor veya köşkler müze olarak ziyaretçilere açık değilse ne önemi var.. Onları anlamak onları görmek değil sadece.. Resimlerini çizerek varlıklarına katılmak, onları daha iyi ve derinden anlamak gerekiyor…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin