İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yollar kıvrım kıvrım.. ağaçlar kupkuru… nehrin üzerinde koskoca güneş…

Ümit Gezgin

Yollara çıktığım zaman ağaçların dallarının kupkuru olduğunu görüyordum.. bulutlar grilikler içinde.. ağaçların gövdelerine de bakıyordum.. gövdeler şişmiş yağmurlarla.. kuşlara bakıyorum bir türlü göremiyorum.. bir yerlere saklanmışlar herhalde, diyorum içimden…

Kaldırımların üzerinden gidiyorum.. gri bulutlar da şişman.. kafelerde oturanları görüyorum.. çaylarını içiyorlar, kahvelerini içiyorlar.. çevrelere bakıyorlar.. birkaç martı var gökyüzünde.. onları görüyorum ilerde… Binalara üst üste binmiş.. yerler gri renkte ve arabalar da kıyıda köşede duruyor.. ağaçlar bazı yerlerde iyice yükselmiş apartmanların tepelerine doğru.. yeşil yaprakları ağaçların duruyor yerli yerinde ve işte bunlar çam ağaçlar diyorum… Ihlamur ağaçlarının arasında dar kısa sokaklara girmiş insanlar görüyorum.. kahverengi, sarı, kirli beyaz yüzlü apartmanlar ve koyu gri camlar var…

Işıkların oraya geldim ve yeni binalarla, eski yıkılmayı bekleyen binaları bir arada, geçmiş ve gelecek gerçekliğini oluşturuyor gördüm.. araçlar Bostancı’ya doğru ilerlerken, motorlar da araçların yanında hız yapıyor… Gri gri.. her alanda gri renkler görüyorum.. yürüyen, duran, üşümüş yüzlerle bakan kadın ve erkekler görüyorum.. boş gözlerle bakıyorlar.. kırmızı, gri, metalik, siyah ve lacivert renkli arabalar geçiyor.. aradan kaçan motorlar da var, bisikletler de var.. yağmur korkunç gürültülerle uzaklardan geliyor ve gökyüzüne baktığım zaman griliğin siyaha, kül rengine dönüştüğünü görüyorum.. adım adım soba bacası rengine dönüşüyor gökyüzü… Ağaçlar budanmış, yapraklar dökülmüş, kelleşmiş ağaçlar yerlere inmiş, rüzgarlarla sürüklenen dallar var.. yeşil alanları da görüyorum ve sarı boyalı minibüsler de kornalar çalarak ilerliyorlar.. bekleyenler de var.. yanmayan elektrik direkleri küskün ve çekingen duruyor bir köşede adeta…

Sanat bir şehri sadece görsel olarak değil, aynı zamanda ruhsal olarak da dönüştürür.. anlamı, değeri değişiyor durmadan.. evlere doğru bakıyorum ki, bazı evler yıkılmayı bekliyor ama, o evlerde insanlar yaşıyor ve her evdeki insanların da öyküleri birbirinden farklı.. insanlar farklı hayatlar yaşıyor ve farklı düşünceleri, duyguları, heyecanları var… Zühtü Paşa Cami’nin oraya geldim yürüye yürüye ve Kızıltoprak’ta da gri bulutları gördüm.. elektrik direklerinde güvercinleri görünce mutlu oldum.. o gri kanatlı, cami güvercinlerinin uhrevi bir görünümü vardı ve uçuşları, konmaları, kuyruklarını açmaları ve kendilerine özgü ötmeleri bambaşka duygular veriyordu bana… Ordan kıvrıldım, tarihi beyaz köşklere doğru.. köprüye doğru ilerledim ve yol boyunca da bir sürü araç vardı ard arda sıralanmış… Güneş eğilmiş aşağılara doğru.. güneş derenin üstüne düşmüştü.. karabataklar giriyor dereye çıkıyordu ve deredeki teknelerin üstünde tünüyorlardı… Yoğurtçu Parkı’nda da gölgeler ve güneş vardı…

Parka geldim, çimenlere de basarak ilerledim.. türlü ağaçlar vardı ve gökyüzünde parçalı bulutlar da vardı.. mavi gökyüzü içinde bulutlar yüzüyordu.. beyaz ve sevimli, mutlu bulutlar.. ağaçların gölgeleri de uzuyor da uzuyor.. koyu, açık yeşil çimenler ve kalın, ince gövdeli ağaçlar kahverengi gölgeleri uzatıyorlar çimenlerin üzerine.. martıları, kargaları da görüyorum ki.. onlar da dallara konuyor, yapraklara sürünüyorlar… Bahariye Caddesi’ne çıkıyorum ve renkli kenar babalarına bakıyorum.. raylar da parlıyor güneş ışığında.. banklarda oturanlar var.. bakıyorum banklara oturanlar gelip geçenlere bakıyor.. bazıları da ellerinde fotoğraf çekiyorlar.. iki tane kadın geçiyor ve kendi aralarında “herkesin elinde telefon kızların poposunu çekiyor terbiyesizler..” diyor…

Ara sokaklardan aşağılara doğru inerken, kafeler, barlar görüyorum.. binalar birbirine bu ara sokaklarda daha yakın, yüz yüze bakıyorlar.. işyeri çoğu.. altlar kafe, bar ve lokanta.. tek tük eczaneler var, sağlık merkezi, kuaför ve berber dükkanları, oyuncakçı dükkanları var.. ama bu ara sokaklarda daha çok barları ve kafeleri görüyorum.. çoğu da genç insanlar.. işi gücü olmayan, işsiz güçsüz insanlar.. ailelerinin desteğiyle ayakta duruyorlar… Güneş bazı binalara vurmuş, parlıyor ışıklar, camlardan yansıyor her bir tarafa.. arabalar da bu dar yollardan geçiyor ağır ağır.. dükkanlar eşyalarını kaldırımlara sere serpe yaymış, çalışanlar da sandalyelerini dışarıya, kaldırıma atmışlar, oturuyor, sigaralarını içip, sohbet ediyorlar…

Sonra bulutlar toplanıyor, hafiften bir yağmur başlıyor ve ben de adımlarımı hızlandırıyorum…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin