Ümit Gezgin
Günümüz sanatı günden güne değişiyor.. hatta andan ana da değişmeye başlıyor.. fuarlarda, sergi salonlarında, sanal medyada, müzelerde ve müzayedelerde.. hatta heykel olarak kamusal alanlarda kendini gösteren sanat.. giderek yalın, anlaşılır olmaktan çıkıyor, soru soran, sorgulayan ve farklı bir şeylere dönüşüyor…

Yaşadığım çevredeki kamusal alanlardaki heykellerde bile, heykelin ve onun temsil ettiği düşünce ve estetiğin giderek farklılaştığını ve değişik bir anlam alanı yarattığını görmeye başladım… Altıyol’daki Boğa Heykeli bambaşka bir gerçekliği, düşünsel olarak gücü.. estetik olarak da oran ve orantıları doğru, güçlü bir boğayı canlandırıyor, anlatıyor.. keza mimari yapıların da tarihsel özellikleriyle, gerek dini mimari, gerekse de sivil mimari yapılarıyla estetik ve yüceliği bir arada değerlendirdiğini görüyoruz.. tarihi camiler ve kiliselere bakıldığında.. bu yapıların saygı uyandıran bir ilahiliği gösterdiğini hemen anlıyor ve onlara saygı ve hürmet duyuyor, onlardaki ilahiliği hemen kavrıyoruz…

Geçmişte Mağara Sanatı’nın anlamı neydi.. ne istiyordu insanlar mağaralara resim çizerek.. çeşitli görüşler var ama.. en net olanı hayvanları kolay avlayabilmek için bir tür büyü yaptıklarını, düşünüyorlardı insanlar.. yoksa estetik kaygılarla yapmıyorlardı bu resimleri.. elbet ölüm olgusu da önemli bir etmendi bu mağara duvarlarına resim yapmaları noktasında…

Antik çağda ise, sanat güzelliği, uyumu, çok tanrılı kültür içindeki tanrı gerçekliklerini dile getiriyor, anlatıyordu.. bir tapınç gerçekliğinin adı olarak da sanat karşımıza çıkıyordu o çok tanrılı dönem içinde.. güzelliğin yanında gücün de anlatımı olarak karşımızda duruyordu sanatsal aktiviteler.. hatta Antik Mısır’da Firavun tanrısal özelliği gösteren kendi anıtsal heykellerini yaptırmış, keza yine yaptırdığı tapınaklara kendi heykellerini de koydurtmuştu…

Batı Ortaçağı’na gelindiğinde sanat bakıldığında neredeyse tamamen Hristiyan dininin hizmetinde ilerliyordu.. kilise duvarlarındak freskler okur-yazar olmayan halka İncil’i anlatıyordu.. böylece görsellikle eğitim atbaşı devam edip gidiyordu..Rönesans dönemi geldiğinde, biraz insan merkezli bir sanat yapısı belirmeye başladı.. ama yine de kilisenin etkisi devam ediyordu.. sanat için yeni patronlar da ortaya çıkmıştı.. emperyalist Batı sömürdüğü ülkelerdeki kaynakları kendi ana kıtasına getirmiş ve burada yeni güç odakları, aristokratlar, zenginler oluşmuştu…

Batı anlamındaki sanat 19. yüzyıla kadar büyük ölçüde kolektif değerleri, toplumsal düzeni, mitolojileri ve tarihi anlatıyor.. daha çok da kendi tarih ve kültürlerini yüceltme üzerine kuruludur..sanatın misyonu batı değerlerini yükseltmek, kendi kültürünün öncülüğünde dünyaya egemen olmaktı…
Günümüz sanatı geçmiş sanattan farklılıkları içeriyor.. batı merkezli sanatsal üretimler ve yaratımlar artık geçerli değil.. en geri kalmış toplumlarda bile güncel sanat kendi kişisel, kültürel üretimlerini yapıyor ve dünyaya sunuyor.. bütün batı sanat kotalarına rağmen, yine de üretimlerini sürdürüyorlar…
Alışılmış sanatsal değerler en başta Empresyonizm’le çatırdamaya başladı.. sonra Kübizm ve Sürrealizm gibi sanatsal akımlar sanatı, amacını iyisinden sorgulamaya başlamıştır…
Sanatın anlamı hepten artık değişmeye başladı.. hatta sanat inkar edilen, sıradan bir üretim haline de dönüştü.. giderek hepten yok sayıldı ve bütün bir tarih de çöplüğe atıldı.. atık malzemesi muamelesi de gördü.. özellikle Duchamp bir pisuarı sergiledi ve bunun sanat eseri olarak kabul edilmesi olgusu, sanatı hepten ortadan kaldırdı ve sanat tarihini de yok saymış oldu.. nesne değil, fikir önemli haline geldi.. onu da Andy Warhol konserve kutularıyla desteklemiş oldu.. giderek Banksy de duvar yazılarıyla görsel sanatları görselliğin ötesine taşıdı…

Günümüz sanatı için artık tek bir gerçeklik yok..gerçeklik çeşitlendi, parçalandı ve kendisini yok etti.. tüketim, çevre tahribatı ve kısaca her şey, eleştirel bir gözle irdelenmeye başlandı.. sanat rahatsız ediciliğin adı haline geldi.. daha da ileri giderek: travma, beden, kimlik, cinsiyet, ırk.. gibi özel alanlar da sanatın odağına yerleşmeye başladı…
Geçmişte sanat cevap veriyordu.. bugün soru soruyor.. belki de kırılma noktası burası sanat için.. soru soran sanat olması…





İlk yorum yapan siz olun