Nusret Karaca
23 Ocak 2026, Cuma
Bugün rotamda Caddebostan Kültür Merkezi var. Sergiler, filmler… Bakacağız!
Yolum Feneryolu’ndan geçiyor. Hafif yağmur çiseleyen havalarda yürümeyi severim; elbette şiddetli yağış altında sırılsıklam olmamak kaydıyla… Potlaç Kafe’de kısa bir mola veriyorum. Daha önce de defalarca yaptığım gibi, yine kendimi kitap rafları arasında bir gezintide buluyorum.
Karşıma Cumhuriyet Yayınları’nın “Dünya Klasikleri” dizisinden 80 sayfalık ince bir kitap çıkıyor. Bu dizinin bazı kitaplarını daha önce okumuş, notlar alıp yazıya dökmüştüm. Şimdi sırada Charles Dickens’ın “Gizemli Öyküleri” var.
Sayfalar arasında hızlı bir yolculuk başlıyor… Önce, her zaman olduğu gibi dizide yer alan kitapların önsözündeki o tarihi metinle başlıyorum:
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat dalları içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet dâvamız için hayati görmekteyiz.
Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasfı olan hürriyet, bütün genişliği ile yerleşmiştir. Kendi dillerinin dışındaki dünyada olup bitenleri, kendi dillerinde okuyabilen bir millet, o dünyayı benimsemiş demektir. Bu bakımdan tercüme, millî bir kültürün oluşması ve zenginleşmesi için vazgeçilmez bir unsurdur.
Hangi milletin kütüphanesinde bu dünya eserleri yoksa, o milletin zihin dünyasında bir boşluk var demektir. Bu boşluğu doldurmak, o milleti düşünce bakımından başka milletlerle aynı seviyeye getirmek demektir. Klasik eserlerin her birinin ayrı bir dünya görüşünü, ayrı bir sanat anlayışını yansıttığı düşünülürse, bu eserlerin dilimize kazandırılmasının Türk zihnine ne kadar geniş bir ufuk açacağı kendiliğinden anlaşılır.
Türkçenin, bu eserlerin dilindeki inceliği ve derinliği karşılayıp karşılayamayacağı sorusu, ancak bu eserlerin Türkçeye çevrilmesiyle cevap bulabilir. Bu çabalar, aynı zamanda Türkçenin gelişmesini, zenginleşmesini ve bir fikir dili olarak olgunlaşmasını sağlayacaktır.
İnsan ruhunun en derin köşelerine kadar inen bu şaheserleri okuyan genç kuşaklar, sadece kendi dar çevrelerinin değil, bütün insanlığın ortak mirasını tanıyacak, daha geniş bir hoşgörü ve daha derin bir insanlık sevgisi kazanacaklardır. Bu, bizim kurmak istediğimiz yeni Türkiye’nin fikri temellerinden biridir.
Bu yolda emek veren mütercimlere, bu büyük kültür hamlesine katılan her zekâya şükranlarımı sunarım. Türk okuyucusu, bu eserleri okudukça dünya kültür ailesinin bir üyesi olduğunu daha kuvvetle hissedecek ve kendi kültürünü bu büyük potada yeniden şekillendirecektir.
23 Haziran 1941 > Hasan Âli Yücel (Milli Eğitim Bakanı)
…
İngiliz yazar, şair ve toplum eleştirmeni Charles Dickens, Victoria dönemi edebiyatının en büyük kalemlerinden biridir.Unutulmaz kurgusal karakterler yaratmasıyla tanınan Dickens’ın öyküleri ve romanlarını bu kadar kalıcı kılan şey, sadece anlattığı öyküler değil, bu öyküleri anlatış biçimindeki kendine has dokudur.
Saadet Akıncı tarafından çevrilen bu seçki üç öyküden oluşuyor:
Asılmış Adamın Gelini (The Bride’s Chamber)
Zalim bir adamın, servetine konmak istediği genç bir kadını zorla evlendirerek ölüme sürükleyişini konu alır. Dickens, klasik “suç ve ceza” temasını gotik bir atmosferle birleştirerek vicdan azabını ve geçmişin hayaletlerini işliyor.
Eski ve karanlık bir handa geçen, “öykü içinde öykü” formunda bir hayalet anlatısı.(×)
(×) Bu öykü aslında Dickens ve Wilkie Collins’in ortaklaşa yazdığı “İki Boş Gezginin Tembel Yolculuğu adlı eserin bir parçası.”
Sinyalci (The Signal-Man)
Bir demiryolu sinyalcisini ziyaret eden anlatıcı, adamın korkunç sırrını öğrenir: Sinyalci, ne zaman tünelin ağzında yüzünü kapatan bir hayalet görse, ardından büyük bir tren kazası yaşanmaktadır.Teknoloji karşısında insanın çaresizliğini işleyen, atmosferi oldukça güçlü bir öykü (*).
(*) Chakes Dickens’ın en ünlü korku/gizem öyküsüdür. 1865’teki gerçek bir tren kazasından (Staplehurst) esinlendiği söylenir.
Cinayet Davası (The Trial for Murder)
Bir jüri üyesi mahkeme salonunda kimsenin görmediği birini fark eder: Kurbanın hayaleti. Hayalet, davanın seyrini izleyerek adaletin yerini bulması için jüri üyelerinin zihnini etkilemeye başlar.
…
Bu kısa zaman diliminde okuduklarımı, araştırdıklarımı ve belleğimdekileri harmanlayıp eve dönünce yazıya dökmeden geçemedim.
Hep söylerim: “Yazmak, küçük bir alana dünyayı sığdırmaya çalışmak gibidir.”
Bugün de tam olarak öyle oldu.






İlk yorum yapan siz olun