Ümit Gezgin
Her yazarın sevdiği yazarları vardır.. onları dönüp dönüp okur kendini geliştirmek için.. ben de gerek yazı yazmadan önce, gerekse de yazarken, olmadı başka zamanlar, bir yere otururken, vapurda, otobüste, trende.. otobüs duraklarında bir kafede durmadan okurum.. özellikle sevdiğim yazarların kitaplarını…

Ne okurum dediğim zaman kendi kendime.. şöyle bir bakıyorum da her konudaki kitapları okuduğumu görüyorum.. edebiyattan, tarihe, siyasetten, dini alana, ekonomiden, sanata.. sanatın bütün alanlarından, öykü ve romana, günlük ve anılara katar.. her tür kitabı severek okuduğumu görüyorum.. ama özellikle sevdiğim yazarları ve onların başında da Hüseyin Rahmi Gürpınar geliyor…

Hemen hemen her gün sahaflardan kitaplar alırım.. ve bunlara mutlaka başlarım.. aralarına gazete kağıtları koyarım ayraç olarak.. bazen beş sayfa, bazen on sayfa okurum.. sonra da kitap gitmez.. orada bırakır ve rafa kaldırır, bir kenara bırakırım kitapları.. böyle yüzlerce, binlerce yarım bıraktığım kitap vardır.. okuyup, bitirdiğim kitap sayısı çok fazla değildir…

Sonra birden fazla kitaba aynı anda başlarım.. en son başladığım kitap, en erken bitirdiğim veya sevdiğim kitap olabilir.. bazen de kitabı bitirmek istemem.. son sayfalara geldiğim zaman bırakır, tekrar baştan başlarım… Özellikle sevdiğim yazarların kitaplarını döner döner tekrar okurum.. çünkü onlar benim hem üslubumu besler, hem de kültürümü…

Hüseyin Rahmi Gürpınar da sevdiğim yazarlardan biridir.. eski yeni basım hemen hemen bütün kitapları bende mevcuttur.. bazen eski basımları okurum, bazen yeni basımları.. üstünden yetmiş yıl geçtiği için de hemen birçok yayınevi kitaplarını basmıştır üstadın…

Toplumsal eleştiriyi hiciv dilini kullanarak çok iyi yapmıştır usta yazar.. defalarca Heybeliada’daki müzeye çevrilmiş köşküne gitmiş, orada hem ev eşyalarını, yazı takımlarını.. hatta ördüğü kırlentleri, yastıkları görmüş, hem de kitaplarını yakından incelemişimdir.. çoğu kitabının da Fransızca olduğunu görmüştüm.. ev işlerinden de iyi anlıyormuş usta yazar…

Adanın ücra noktasında köşkü olduğu halde, aşırı sessizlik istermiş yazar.. bunun için çatı katındaki çalışma odasına çıkar, orada da kulaklık takarmış hiç ses duymamak için.. sonra geceleri değil, gündüzleri çalışırmış yazar.. kuş, ağaç, rüzgar, deniz sesini de duymak istemezmiş.. adeta mutlak sessizlikte çalışmak istermiş…

Evliliğe de, yazarlığını engelleyecek diye karşıymış.. bu yüzden hayatı boyunca evlenmedi yazar.. teyze kızlarıyla, akrabalarıyla oturdu yıllar yılı köşkte.. seksen yaşını aşmıştı ki, çok dikkat ettiği sağlığı bozuldu soğuk algınlığından.. birkaç hafta içinde de vefat etti.. mezarı, Heybeliada Mezarlığı’nda.. çok sevdiği yazar arkadaşı Ahmet Rasim’in mezarının hemen yanındadır… Üstadın mezarını da ziyaret etmiştim zamanında.. duyarsız insanlar tarafından mezar taşındaki resmi kırılmıştı.. mezarı da Ahmet Rasim’in mezarı gibi bakımsızdı…

Romanlarında sahtelikleri, ikiyüzlülükleri, üçkağıtçı tipleri anlatır Hüseyin Rahmi.. gündelik hayatı ve insanları başarılı bir şekilde yansıttı.. yalın bir Türkçe kullandı.. onun romanları hala okunuyorsa evrensel bir yazar olduğu için.. insanların ortak duygu ve düşüncelerini çok başarılı bir şekilde ortaya koymuştur.. onun gibi bir yazar dünyada yoktur…






İlk yorum yapan siz olun