İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kalamış Körfezi’nde Resim Çizerken…

Ümit Gezgin

Kalamış Körfezi’ne resim çizmeye indim..aşağıda, sahil kenarında belediyenin kafesine oturmuş sohbet eden, telefonuna bakan, çay kahve içen kadınlı erkekli, çoluklu çocuklu az da olsa bir kalabalık vardı…

Ben de az kalabalıklı, tenha bir yer bulup oturdum.. bir çay aldım kendime, resim kağıtlarımı çıkardım.. okumakta olduğum kitaplardan çıkardım iki tane ve hem kitaplara bakıyor hem de Fenerbahçe Marina’ya ve de Moda Burnu’na, oradaki evlere, yeşilliklere, ağaçların oluşturduğu yeşil hatta bakarak resimler çizdim.. yanımdan geçenler de ilgili ve meraklı gözlerle bana, sonra yaptığıma bakıyorlardı…

Büyük kayalıklarla oluşturulmuş Kalamış sahilinin ordan yukarıya, Kadıköy istikametine doğru, Kurbağalıdere’ye doğru ilerliyordum.. karşıda apartmanlar görünüyordu.. bir parça da ormanlık alan vardı sanki.. uzaklarda sisli yeşillikler görünüyordu.. sonra beyaz renkli apartmanlara sarı ve gri renkli apartmanlar eşlik ediyordu.. kimler yaşıyordu o apartmanlarda.. zengin, varlıklı, kültürlü insanlar mı.. yoksa görgüsüz, parası olan, hava atmaktan hoşlanan tipler mi…Resim çizmek için uygun bir yer arıyordum kendime.. mendireğin oraya geldiğimde bekledim.. durgun ve güneşli bir gün.. tatlı bulutların arasında salınan büyükçe bir güneş, tatlı bir ısı yayıyordu çevreye.. martılar, kargalar, karabataklar.. velhasıl bütün irili ufaklı kuşlar memnundu Şubat ayının bu ilkbahar güneşinden…

Bu büyük kayalıklar nasıl buralara taşındı da üst üste konuldu bir türlü anlamak mümkün değil.. tonlarca ağırlıkta kayalar, ki.. binlerce kaya kütleleri var buralarda.. doldurma sahilin ucuna bunlar konularak denizle kara arasındaki engel teşkil edilerek körfez oluşturulmuş anlaşılan.. bu kayalar da muhtemelen taş ocaklarından getirildi buralara.. aylar, yıllar sürdü bu düzenlemeler muhtemelen.. bizim bilmediğimiz, görmediğimiz zamanlarda.. eski fotoğraflara bakıyorum da, çok ilkelmiş Kalamış körfezi zamanında…

Ayrık otları bitmiş.. sararmış yapraklar, otlar, çalı çırpı ve kurumuş dallar.. kayalıkların arasına salınmış, dağılmış vaziyette.. direkler var mendireğe doğru.. yamuk yumuk direkler, mendirek direği bile yamuk.. estetikten ve mühendislikten yoksun vaziyette salınmış duruyor.. bir de sandal var.. şımarık gençler tarafından grafiti yapılmış.. şekiller filen var.. ağaçlar uzamış, dallar kurumuş.. bulutlarla birlikte güzel bir doğal manzara var.. büyüklü küçüklü taşlar, kayalıklar, taş parçaları var.. bulutların beyaz gri gölgeleri denizin üzerine düşmüş..tek tük yelkenliler, balıkçı tekneleri de ağır ağır adalara, Moda’lara doğru ilerliyor…

Kayalıkların orada durarak körfeze baktım.. durgun sular ve bulutlar, güneşin dalgalara vurmasıyla oluşan yakamozlar.. tekneler, Fenerbahçe burnu ve adalara doğru orta boy resim kağıtlarına kırmızı çıkmayan kesik uç kalemle çizmeye başladım.. ilkönce bir ufuk çizgisi çizdim.. sonra karşı kıyıları, apartmanları çizdim.. denizin üzerinde birkaç çizgiyle dalgaları.. önümde uzanan irili ufaklı kayalıkları.. detaya girmeden, genel hatlarıyla gördüklerimi anlatıyordum.. bulutları da kesik uç kalemle çizmek kalın ince çizgiler veriyordu.. sonra martılar.. onlar da birkaç çizgi darbesiyle çıktı.. ya yelkenliler..ilerde yelkenli de yoktu.. ama resim sadece gördüğünü değil, aynı zamanda düşündüğünü de çizmek değil miydi.. görsel düşünsel bir anlam katmak olana bitene…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir