İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köpeğini gezdiriyordu kırmızı elbiseli kız…

Ümit Gezgin

Kırmızı elbiseli kız kahverengi kocaman köpeğini gezdiriyordu Fenerbahçe’de..Fuat Paşa Caddesi’ne doğru geniş kaldırımdan, ılıman bir havada güzel ağaçların olduğu yerde gidiyordu…

Yoğurtçu Parkı’ndaki ağaçlar asırlıktı.. hemen yanında da Kurbağalıdere akıyordu.. eskiden akarmış da şimdilerde durgun su gibi duruyordu.. çünkü kaynağı kurumuştu.. artık eski yağışlar yoktu ve derenin yatağı da kuruyup gitmişti…

Ali Fuat Başgil Sokağı’nın hemen ilerisinde motorunun bagaacından kaskını almaya çalışan genç kıza herkes bakıyordu.. güneş parça parça yayılmıştı kaldırımların üstüne.. ağaçlar üstüne üstüne düşüyordu kaldırımlara.. binaların yüzeylerine de güneş parça parça vuruyordu.. eski binalar yıkılıyor, yeni binaların altında yeni dükkanlar açılıyordu…

Kızıltoprak’a doğru ilerliyordum.. kaldırımlarda da hızlıca ilerleyen genç kızlar vardı.. ellerinde telefon hem yürüyorlar hem telefonlarına bakıyorlardı.. gökyüzünde seyrelmiş bulutlar vardı.. kuşlar hafif kanat çırpışlarla uçuyorlardı.. caddede de alabildiğine yoğun bir araç trafiği vardı…

Kadınlar ilerliyor, çöp toplayıcı çöp kutularını karıştırıyordu.. onun da kulağında kadınlarda olduğu gibi kulaklık vardı ve o da kendi dünyasında müzik dinleyerek işlerini sürdürüyordu.. araçların çoğundan da müzik sesi geliyordu.. karşıda benzin istasyonu vardı ve oradan da bir müzik sesi geliyordu…

Kızıltoprak’taki köşke bakarak ilerliyordum.. hemen yanında da Florans Nightingale Hastanesi vardı.. giren çıkan insanlar oluyordu.. önüm sıra giden genç kadın da zaten hızlı adımlarla hastaneye doğru yöneldi ve içeriye girmişti.. gökyüzü tatlı bir mavilikteydi.. iki karga çam ağacının dallarına tünemiş kendi aralarında konuşuyorlardı adeta…

Durağa doğru gidiyordum.. otobüsle Kadıköy sahile ineyim bari, diye de aklımdan geçiyordu.. ama baktım gelen otobüslerin hepsi ağzına kadar dolu.. insanlar dip dibe.. bu kış havalarında.. gribin kol gezdiği kalabalık ortamlarda bulunmamalıydım.. bu yüzden otobüse binmedim, biraz durakta bekledim, sonra da Zühtü Paşa Cami’sine doğru ilerledim.. tek tük cılız ağaçlar vardı dar kaldırım üstünde.. bir de seyyar ayakkabıcı.. köşede yeni açılan dükkanın önünde mendil, kitap, ıslak mendil, kalem satan yaşlı adam vardı.. kitap fiyatlarını da adamına göre belirliyordu.. ondan bir kitap almıştım.. bana yüz liraya satmış, aynı kitaptan başkasına da elli lira demiş.. sonra almamaya başladım ondan.. şimdilerde sadece önünden geçiyorum…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir