İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Feneryolu’nda martılara bakmak…

Ümit Gezgin

Feneryolu’nda martılara bakıyordum.. bulutlar sıralanıyordu sonsuz mavilikte.. yeni yapılmış binalarla yetmiş yıllık bina Feneryolu Sitesi bir aradaydı…

Evden çıktığımda sağa dönülmez, dur, tabelalarını görmüştüm.. araçlar da pek geçmiyordu.. park edilmiş terkedilmiş gibi duran araçlar vardı.. bazı ağaçlar iyisinden kesilmiş, budanmıştı…

Dışarda her şeyi birden görmek mümkün değildi.. insanları bile gölgeler ve hareket halinde renkler halinde görebiliyordun.. kırmızı arabaya bakarak aşağıya, Kalamış’a doğru seğirttim.. sonra caddeye çıkacak ve Kızıltoprak istikametine doğru gidecektim.. güneş güzel güzel salınıyordu ve ağaçlar da iyisinden yeşillenmişti artık…

Güneş gölgeleri uzatıyordu.. her türden ağaç vardı sanki yeni yapılan apartmanların bahçelerinde.. eski apartmanların bahçelerinde de ağaçlar vardı ama, onlar asırlık gibiydi ve artık belediye tarafından kesiliyor, alınıp götürülüyordu insanlara ve çevreye zarar vermesin diye.. kuvvetli yağmurlarda ve fırtınalarda yıkılabilir endişesi taşıyordu insanlar bu asırlık ağaçlardan.. nitekim birçok böyle ağaç kesilmişti iyisinden…

Gölgesiz bir şey yoktu.. her nesnenin bir gölgesi vardı ve sadece ağaçların ve insanların değil.. kaldırım kenarlarına park etmiş araçların, kıyıda köşede heykel gibi durmuş poz veren bilmiş kedilerin, meraklı meraklı, her yeri koklayarak dolaşan köpeklerin ve martılarla kargaların da gölgeleri vardı.. bir ressam olarak gölgeli resimler çizmek istiyordum.. mekanın ruhunu, anlamını kavrayan resimler…

Caddeye çıktım Kızıltoprak’a gitmek için.. orda eskilerden kalma beyaz bir köşk vardı artık rengi da kirli griye dönüşmüş vaziyette.. köşkün her katında da işyerleri vardı.. döküldü dökülecek vaziyetteydi köşk.. kimsenin de bakmaya, restore etmeye niyeti yoktu anlaşılan…

Behice Yazgan Parkı’nda durdum ve çevreye bakmaya başladım biraz.. yeşillik, çimenler, güzelim ağaçlar.. hatta içinde meyve ağaçları da vardı ve çocuklarını parka gezmeye ve salıncaklara getiren anneler de vardı.. anneler çalıştıkları halde çocuklarını ellerinden tutarak getirmiş, babalar da işlerine güçlerine gitmişlerdi.. genelde anneler, ananeler bakıyordu çocuklara.. babalar ve dedeler ise boş gezenen boş kalfası gibi bu meselelerle ilgilenmezlerdi… Emekli erkekler kahveden çıkmaz, genç erkekler de motor, araba üstünden inmezdi…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin