Ümit Gezgin
Yağmur altında şemsiyesini açmış yürüyenler vardı.. gökyüzü kapalı, aralık görünen yerden de beyaz dumanlara benzer aydınlık sızıyordu.. ağır ağır yürüyordu şemsiyeliler.. şemsiyesizler koşturuyordu ileriye doğru.. kafalarında nereye gideceklerini biliyorlardı.. yerler ıslak.. kaldırımlar yer yer bozuk, kırık taşlarla örülü ve pis su birikintileri var…

“Gece saat ondu ve bunaltıcı bir sıcak vardı. Ormanı ağır bir hava kaplamıştı, yaprak kımıldamıyordu. Kömür gibi gökyüzü, zaman zaman ufkun bir ucundan diğer ucuna sessiz şimşeklerle aralanıyordu. Islık gibi öten yağmur fırtınası henüz çok uzaklardaydı.” Horacio Quiroga (Anakonda ve Diğer Öyküler)

Uzaklardan çok uzaklardan geliyordu yağmurlar.. çimenler büyümüş ve her tarafı kaplamıştı.. yağmur hızlandıkça hızlanıyordu motorlarla birlikte.. yoldan da sürüsüne bereket motor geçiyordu.. kah kurye, kah özel motorlar.. daha çok gençler kullanıyordu motorları… Yazar boşuna söylemiyordu.. “bunaltıcı bir sıcak vardı..” evet, eskiden bunaltıcı bir sıcaklar vardı.. şimdilerde de sürekli yağmurlar vardı.. sürekli yağıyordu yağmurlar ve düzgün kaldırım taşları ve asfalt yollar bile kısa sürede bozuluyordu.. yağmur suları birikiyor ve densiz araçlar, motorlar yüzünden sular fışkırıyor ve insanların elbiseleri kirleniyordu…

Gidiyordum.. reklam tabelalarına, elektrik lambalarının direklerine, ışıklara.. kurumuş ve dağılmış ağaçlara.. bozuk asfalt ve kaldırımlara bakarak ilerliyordum.. yeni yapılan apartmanlar bile kısa sürede akmaya kokmaya başlamıştı…

Gölgeler gölgeler.. uzuyor uzuyor ilerlere doğru.. ağaçlar uzuyor, gökyüzüne doğru ilerliyordu.. eskiyen apartmanlar vardı.. kafeler.. yeni açılan dükkanların bazıları tutmuyor ve kısa sürede kapanıyordu.. kaldırım kenarlarına terkedilmiş gibi park etmiş araçlar vardı…

Araçların bazıları park yokluğundan kaldırımlara park ediyorlar.. yağmur yoğunlaştıkça yoğunlaşıyor ve şairler suskun kafe köşelerinde oturuyorlar.. bir iki martı görüyorum apartmanların tepelerinde.. asırlık ağaçlar budanmış da budanmış, yeni filizler vermiş uçlarından…

Gökyüzü griydi alabildiğine, gri renkli binalar vardı.. yine gri araçlar yağmur altında hızla geçip gidiyorlardı.. yağmurdan kaçanlar kuytu köşelere sığınıyorlardı.. köşede bir kafe vardı ve insanlar çay kahve içerek hayat hakkında dedikodular yapıyorlardı.. para kazanmanın öneminden bahsediyorlar, yeni çıkan ürünlerden satın almak için çaba sarfediyorlardı…

Yukarıya doğru çıkıyordum ve yağmur da durmak bilmiyordu.. şemsiyeli insanlar araçların geçmesini bekliyorlardı karşıya geçmek için.. ağaçlar ıslak bir mutluluk içindeydi.. yeni binalar gökyüzüne yükselmişti.. tabelaların işaretleri insanları yönlendiriyor, şehir kendi halinde yaşamasını sürdürüyordu…






İlk yorum yapan siz olun