İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yaşlı kadın ve yaşlı köpek

Ümit Gezgin

Yaşlı kadın yaşlı ve paytak köpeğini yağmurlu havada, ıslak yol ve kaldırımda gezdiriyordu.. ben de kaldırıma çıkıyordum.. yağmur hızlandıkça hızlanıyordu.. koyu yeşil ağaç yapraklarına bakıyordum.. Nisan ayı olmasına rağmen yağmurlar bir türlü bitmiyordu…

Bazıları hala Mart ayında olduğumuzu söylüyordu.. eski Mart diyorlardı buna.. yeni yapılan apartmanlara bakarak ilerliyordum aşağıya doğru.. aşağıya, yani sahil kısmına doğru.. beyaz gökyüzü vardı yekpare uzanıyordu dört bir yana…

Yürüyorum ve çevreme bakarken de durmadan fotoğraf çekiyorum.. daha sonra resimlerini çizmek için şehir doğasının.. bazen çiziyorum, bazen de unutulup gidiyor, bu yazıların görsel ana malzemesi oluyor.. olmadığı zaman da silinip gidiyor…

“Konu felsefeydi. Nesnelerin varlığını tartışıyorlardı. Nesneler sadece onlara bakan bir gözlemci olduğunda mı var olurlar? Yoksa kendilerine ait gerçek bir varoluşa mı sahiptirler? Tüm bunlar çok ilginç, ama bir o kadar da zordu. Bu yüzden inek işleri kolaylaştırıyor gibiydi. İnek o kadar tanıdık ve elle tutu- lurdu ki resmettiği gerçeklik de zamanla tanıdık ve elle tutulur olacaktı. İnek orada mıydı, değil miydi? Bu ikilem nesnellikle öznellik ikileminden daha iyi görünüyordu. Tam o anda, Ox- ford’da birisi de, “Biz yokken odalarımız nasıl görünüyor?” diye soruyordu.” Forster (En Uzun Yolculuk)

Benim de kafamı kurcalıyordu nesnelerin, görüntülerin, hatta seslerin durumu.. renkler de keza.. hareketi nereye koyacağız.. insanlar dertlerine kesafetlerine göre hareket ediyorlar ve monoton bir varoluşu yaşıyorlardı.. keza ağaçlar, kuşlar.. bunlar insan olmadığı zaman da varlıklarına devam ediyordu.. varoluş önceden mi var, yoksa insan bilinci devreye girdiği zamanlarda var mı… Islak kaldırımlarda yürüyordum.. karşıdan da insanlar geliyordu şemsiyeli, şemsiyesiz bir vaziyette.. gökyüzü gri, yeryüzü gri.. ağaçlar yağmurla ıslanıyor ve hafiften dalgalanıyordu.. köpek gezdirenler vardı ve yaşlı kadın ve yaşlı köpeği de görüyordum uzaktan…

Gördüklerimiz gördüklerimiz midir ayrıca üzerinde durmak lazım.. diğer insanlar da benim gördüğüm gibi mi görüyorlar.. o da ayrı bir mesele.. karşıdan insanlar geliyor, yan kaldırımdan da ilerliyorlardı.. nereye gidiyordu bu insanlar, hatta nereye gidebilirlerdi ki.. dön dolaş aynı yerlere geliyorsun… İnsanlar birbirinin yüzüne bakmıyordu.. çevreye bakıyorlardı.. geçen araçlara, gökyüzünde yüzen bulutlara.. çimenlere, kuşlara…

Binalarda yaşayan yaşlı insanlar artık dışarı çıkamıyorlardı.. ne yapacaklardı dışarı çıktıklarında da.. ne gidecekleri bir yer vardı ne de oturacakları.. güzel, estetik, uygun ve rahat pek yer yoktu.. yaşlılar evlerde hapis yaşıyorlardı.. pek güzel ve uygun parklar, bahçeler yoktu.. var olanlar da hem uzaktı hem de yeterli değildi.. sohbet etmek istiyorlardı bir araya gelerek.. insan için adeta bir ihtiyaçtı sohbet etmek, dedikodu yapmak.. hayvanlardan farklı olarak insanlar sohbet etmek zorundaydılar…

Renkli şemsiyeli kadınlar ilerliyordu ışıklara doğru.. karşıdaki canlı reklam panosunda da tiyatro reklamları dönüyordu.. marketlere girenlerin çıkanların haddi hesabı yoktu.. durmadan birileri girip poşetleri doldurup doldurup gidiyordu.. yemekten başka bir şey düşünmüyordu insanlar ve seviyorlardı durmadan tıkınmayı.. karınlarının aç kalmasından korkuyorlardı…

Yağmur şiddetini arttırmış, kaldırımlarda öbek öbek su birikintileri oluşmuştu…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin