Nusret Karaca
”Eğitim ve Öğretim ciddi iştir.” Ve…
“Herkes için bir şeyler vardır yapılabilecek!”
SEN NE ZAMAN VARSIN BİLİYOR MUSUN?
Unutma!… Başarının ilk sırrı bu: Sevgi!
Sonra; bilimsel, sanatsal, kültürel ve sportif etkinlikler… Öğrencilerin yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda çalışma.
Empati: Onların iç dünyalarına yolculuk.
Sorgulama: Akademik bilgilerde ezbere kaçmadan, neden ve sonuç ilişkisi kurdurmak, sorgulatmak.
Özgürlük: Düşüncelerine değer vermek. Özgürce açıklamalarına olanak sağlamak.
Sabır: Hiç sıkılmamak ve sabırlı olmak.
Hoşgörü: Hoşgörüyle davranmak. Disiplini, sana olan güvenleri ile sağlamak. Başarıda onore etmek. Disiplin ve ceza konusunda kaybedici değil, caydırıcı yöntemleri kullanmak.
Özgüven: Notu bir korku unsuru olarak tanıtmamak. Özgüven sahibi olmaları için sorumluluklar, görevler vermek.
Diyalog: Aileyle sağlıklı bağlar kurmak.
Yenilik: Klasik mesai tarzı çalışmanın dışında bir sistem oturtmak. Kendinizi sürekli yenilemek. Aralarında olmak.
Mutluluk: Okulu bir yuva gibi görmelerini sağlamak. Gülümsemek. Gülümsediklerini ve mutlu olduklarını görmek.
Eğitimin amacı hayata bağlanan mutlu bireyler hazırlamak değil mi?
İşte sen o zaman varsın!
”Dünyayı yöneten kağıt, kalem ve mürekkeptir” diye bir söz var.
Yazılar kalıcıdır, kimse silemez… Ve yazılar çok şey anlatır!
KISA BİR MANİFESTO GİBİ…
Manifesto’ya dönüşebilir biraz daha ekleme yaparsam, üzerinde oynarsam… Kısa bir Manifesto gibi belki de… Ya da “Günlüklerimden” diyelim.
Ben, sen, o… Veya biz, siz, onlar… Ve diğerleri. Tüm paydaşlar…
Sağlıklı ve başarılı bir eğitim mi?
Önce sevgi… Pestalozzi’nin dediği gibi: “Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz.”
Ve sonra “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” düşüncesiyle; kendi şiirimizi, öykümüzü yazıp ondan sonra romana geçmek ve edebi yaşamın derinliklerine inerek öğretmek.
Karşımızdakinin kimyasını bozmadan; redoks eşitliği, elementler ve değerleri üzerinde durarak bilgi aktarmak, kendi iç tahlilimizi yapmak ve ona göre denge sağlamak, dengeli öğrenciler yetiştirmek.
Geçmişten bugüne ne kadar donandığımızı, beslendiğimizi, kendi tarihimize kattıklarını hesap edip; tarihe o zaman kucak açmak ve gençlere aktarmak.
”Benim kaç yanlışım, kaç doğrumu götürür?” diye mantıklı bir hesap yapıp, sonra beş seçenekli testler verip doğru yanıtları aramak.
Işığı nereden alıyorsak, üzerimize bir prizma gibi toplanması için çaba gösterip yediveren gülü (gökkuşağı) gibi dağıtmak.
John Opie’nin dediği gibi; tabloya başlamadan önce boyaları kendimizle karıştırmak, akım örneklerini öğretirken tuvallere bunun aynen, doğru ve realist bir şekilde yansımasını sağlamak.
İçimizdeki ritmi tutturduktan sonra şarkı öğretmek; orkestra yönetip ritmi tutan eserleri sunmak.
İç organları ve canlıları anlatırken; duygu yüklü bir kalp ile düşünen bir beynin, ileriyi hedefleyen bacakların, yaşama anlam katan eserleri yaratan el ve parmakların işlevlerini, onların duygularla harmanlanınca daha da değerlendiğini vurgulayıp aktarabilmek.
Davranış, denge, gelişme, sorunlarla başa çıkabilme, rehberlik vb. çalışmalar sırasında; empatiyle, o zaman diliminde ve öncesinde varsa kendi sorunlarımızdan uzaklaşabilmek.
Bulunduğumuz coğrafi konum neresi olursa olsun; duruşumuzun ve ürettiklerimizin o yere olan aidiyet duygumuz ile bağının, mutluluğun bir anahtarı olduğunu kavrayabilmek ve kavratabilmek.
Geçmişten günümüze felsefe okullarından, düşünürlerden başlayıp donandıklarımızla yetinmeyip, sadece o dönemlerde takılmayıp kendi felsefemizi oluşturup geliştirmek; gençlerimizin özgürce düşünce üretmelerine olanak sağlayabilmek.
Dünya dillerini paylaşma ve küresel bir dil oluşturma öncesi, kendi dilimizle karşımızdakilerle iyi iletişim kurabilmek ve sonra “müfredata” geçmek.
Sağlıklı bir beden ile sağlıklı bir ruh halinin bir insanın yaşamında çok önemli olduğunu öğretip, sonra top, file, pota üzerine çalışmalara yönelmek.
Temiz ahlak ve inanışların üzerinde dururken, bununla örtüşen bir yaşam sürmek.
Eğitsel, kültürel, bilimsel, sportif çalışmalarla ilgili kulüplerde ve rehberlik derslerinde test çözdürmek yerine; öğrencinin tam bir gelişimi olması için onları bu etkinliklerin içine çekmek.
Bütün bunlar dışında yönetsel bazda; bürokrasiden uzak, objektif bir yaklaşım, heyecan ve ideal… Çabalara katkı, onore edici bir tavır ve girişim.
Birbirlerine destek olan, sevgi bağları güçlü, dayanışma içinde, mutluluktan beslenen bir ekip…
Bütün bu çabaların kendileri için olduğunun farkında olan, öğrenme istekli öğrenciler ve işleri kolaylaştırmak için yardım çabası içerisinde olan, eğitimcilerin işlerinin hiç de kolay olmadığının bilincindeki velilerin çabaları, katkıları, diyalogları…
Şimdi;
Bu sistemin içinde farklı başarı düzeyinde ve değişik davranış biçimlerinde olan öğrencilerin ve o kurumun başarısız olması mümkün mü sizce?
Ütopik değil mi… Ancak bazı kişiler ütopyaları ve umutları ile vardır…
Yoksa; “Yaptım, söyledim, bitti, tamam, oldu!”
Öylesi daha mı iyi?
Biz orada yokuz…
BENCE… EĞİTİMDE BAŞARININ YOLU (YİNE KISACA…)
Proje üreten, çalışan, mesleğinin önemini maddiyat ile ölçmeyen, öğrencilerinin yeteneklerinin ortaya çıkmasına olanak sağlayan, onları hayata hazırlayan ve değer veren, onlara özgüven yükleyebilen, sadece teste yönelik bir sistemde boğulmayan, empati kurabilen, ayrıca sürekli arayış içinde olan, sürekli kendi üzerine bir şeyler katma çabasında olan, zorluklardan yılmayan eğitimciler ve o doğrultuda bir eğitim sistemi… O eğitimcilere güvenen ve destek veren aile, yönetici ve bakanlık…
Özetle:
Emek ve alın terlerinin karşılığını veren, liyakati esas alan,
Öğrencileri kendi yetenekleri, ilgi alanları, becerileri doğrultusunda yönlendiren, eğiten, geliştiren, onlara kendilerine güven duygusu aşılayan,
Birbirleriyle görüş alışverişi yapabilen, empati kurabilen eğitimcilerin hayata geçirilebilecek projelerini önemseyen,
Sanatsal, kültürel, sportif etkinliklere ve bilimsel projelere yatırım yapan,
Şablon testlere bağlı olmayan gerçekçi bir değerlendirmeyle muhakeme gücünü artıran bir sistem…
Ve de her şeyden önce insana değer, insana sevgi!
Misyon… Vizyon…
Yoksa teneffüsler, ara tatiller, sürekli değişen müfredat ve kitaplar, ders saat süreleri… Bunlar, diğer temel ögelerin tamamlanması üzerine, sonradan gündeme gelmesi gereken düşünceler ve planlamalardır.
Sizce?
Sevgili Öğrencilerim;
Merhaba!
Eğitimin amacı mutlu birey yetiştirmek. Önemli olan da bu bence. Yaşamın her alanı okul. Herkesten, her şeyden bir şeyler almak, donanmak. Birilerinin mutluluğundan mutluluk duymak; birileri için, ailemiz için, ülkemiz için bir şeyler yapmak çok güzel ve anlam ifade eden bir duygu.
Öncelikle herkesin sizi anlamasını beklemeyin. Bir insanı besleyen damar ne ise insan odur. Bazen bir bardak suya bir sürahiyi boşaltmaya çalışıyoruz. Ancak çap belli, hacim belli ise bir süre sonra elbette taşıyor. Sürahiye bardak bardak doldurmak gerekli, dolunca da durmak. Vefalı olun, emeğe ve çabaya saygı duyun. Nankörlük, ikiyüzlülük, ego, kibir, kıskançlık insanı yer bitirir. Hâfız-ı Şîrâzî ya da Hacı Bayram-ı Velî’nin dediği gibi: “Kibir, bele bağlanan taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne uçulur.”
Sanatla ilgili uğraşlarınız olsun. Sanat hayatın yansımasıdır, yüreğidir. Sanatla uğraşan dünyaya at gözlüğüyle bakmaz. Cahit Sıtkı Tarancı boşuna dememiş: “Herkes dünyaya kendi penceresinden bakar, şair damdan bakandır.” diye.
Sportif, kültürel etkinliklerin, bilimsel ve sosyal projelerin içinde olun, üretin. Üreten güçlüdür. Okuyun, konuşun, yazın. Bacon ne güzel dile getirmiş bunu: “Okumak insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak olgunlaştırır.” sözüyle.
İnadına barış, sevgi, dostluk, birlik ve beraberlik savunucusu olun. Dik bir duruşunuz, özgüveniniz olsun. Denir ya: “Nokta kadar çıkar için, virgül gibi eğilmeyin.” İşte aynen öyle. Tecrübeli büyüklerinizden hep bir şeyler öğrenmeye çaba gösterin. Bernard Shaw’ın “Akıllı olan kendi aklını kullanır, daha akıllı olan başkalarının aklını da…” gibi bir sözü kalmış belleğimde. Elbette; ancak süzerek ve size katacakları, kazandıracakları ile…
Özellikle birey olmaya gayret edin. Özetle; kendi şiirinizi, kendi öykünüzü, kendi romanınızı kendiniz yazın. Kendi bestelerinizle kendi şarkınızı söyleyin. Kendi yaşam felsefenizi oluşturun özgürce. Göreceksiniz tuvallere ve objektiflere sizlerin mutlu, gülümseyen yüz ifadeleriniz ve aydınlık yarınlarınız yansıyacak.
Derslerinize iyi çalışın…
Ben, “Her zaman iyi eğitilmiş insan gücü yaratmak için verilen emek ve çabaların, ülkemizin geleceğine bir yatırım” olduğuna inananlardanım.
Sevgilerimle,
Nusret Karaca
”EĞİTİM VE ÖĞRETİM CİDDİ İŞTİR!”
Nusret Karaca
”Terbiyenin gayesi, insanlarda bulunan kabiliyetleri geliştirmektir.”
— Eflatun
İdealizm ve sevgiyle emek verip çok çalışacaksın, üreteceksin, dik duracaksın… Eğilip bükülmeyeceksin. Küçük, büyük çıkarlar ve makamlar için kimseye samimi ve içten olmayan bir görüntü içine girip kendi kişiliğinden hiçbir zaman ödün vermeyeceksin.
Yönetici konumundakilere doğru bildiğin bir şeyi çekinmeden, cesaretle söyleyeceksin. Yaranmak uğruna da bundan geri adım atmayacaksın. Bu güzel ülkenin geleceği olan gençlere kendilerini ifade etme fırsatı vereceksin, onların yetenekleri doğrultusunda gelişmelerine ortam hazırlayacaksın. Başarılı olan meslektaşlarını takdir edecek, onlarla birlikte projelere imza atacaksın.
Sadece birkaç öneri… Bu özet!
Zor değil mi? Elbette! Önemli olan da bunu başarmak!
Bizde böyle!
Kolay gelsin!
”Sevmek inanmak demektir.” — Goethe
”Bilgi ruhun gıdasıdır.” — Socrates
”Bilginin efendisi olmak için, çalışmanın uşağı olmak şarttır.” — Balzac
BUGÜN MÜ? YİNE EĞİTİM ELBETTE!… IŞIK ORADA!
”Eğitim kafayı geliştirmek demektir, belleği doldurmak değil.” diyor Mark Twain.
Samuel Smiles ise eğitimin ilk ve en iyi merkezinin ev olduğunu belirtiyor.
Ralph Waldo Emerson ise eğitimin öğrenciye saygıyla başladığını vurguluyor.
Bir söz vardır: “İyi bir eğitim herhangi birini değiştirebilir. İyi bir öğretmen her şeyi!”
William Arthur Ward ise şöyle der: “Vasat öğretmen anlatır, iyi öğretmen açıklar, usta öğretmen gösterir, büyük öğretmen ilham verir.”
Ve Mustafa Kemal Atatürk’ten:
”Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarı kazanılmalıdır. Bir ulusun kurtuluşu ancak bu yolla olur.”
Güzel şeyler yapmalı… Ve öyleyse, “GÜZEL ŞEYLER” adlı bir şiir!
Şiir!… Kavganın, savaşın yerini bulutların arasından doğan güneşin aydınlığında güzel şeyler alana dek! Yine… Yeniden… Her zaman… Anımsatarak… Tekrar tekrar yazarak, gündeme getirerek…
GÜZEL ŞEYLER
Hep sevgiyi yaz bana
Hep barışı
Zeytin dalları çiz defterime
Altına da
İmzan yerine
Beyaz bir kuş resmi yapsana
..
Sonra
Küçük bir çocuktan bahset
Yumuk yumuk ellerinden
İster öykü olsun
İsterse pamuk prenses
Masal da olsa
Cadıları çıkarıp
Güzel şeyler anlatsana
..
Gökyüzünü mavi çiz
Yıldızları bana yakın
Güneş yakmasın
Aydınlatsın
Ay kaybolmasın geceleri
Bir de
Gülen gözler göster bana
..
Bir çocuk bahçesi yap
İçinde savaşlar olmasın
Duvarlar, çitler, zincirler istemem
Ne olur
Güzel şeyler çiz
Güzel şeyler yaz bana
(Nusret Karaca)
“Öylesine Esti Ki Rüzgar” adlı kitabından
Ve yüce önder M. Kemal Atatürk’ten bir özlü söz daha:
”Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır. Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Fazla söze gerek var mı! Yazıyı şiirle tamamlayalım, yeter:
BULUTLARIN ARASINDAN
Bulutların arasından
Zorlana zorlana güneş
Vurdukça sınıfın penceresinden
Yüzlere
Işıl ışıl ortalık
Ne güzel gülünce çocuklar
Gülmek
Gülmeyi görmek
Ne güzel
Gülmeyi öğretmek
Ve bir de
Sevgiyi… Barışı…
Onlara
(Nusret Karaca)
“Bulutların Arasından Öylesine” adlı kitabından
”EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BAŞLIYOR!… VE BİTİYOR DA!”
Peki nasıl bir eğitim? Nasıl bir eğitimci?
Elbette “demokratik bir eğitim”. Yani öğrencinin duygu, düşünce ve davranış esenliği içinde olacağı; kuşku ve korkudan uzak bir eğitim. Bu kuşku ve korku ortamı, dışarıda gelecek kaygısı olarak da çıkabilir karşımıza…
B. Russell da bir düşünür olarak eğitimde özgürlüğün önemine vurgu yapmıştır. Rıza Can, “Öğretmenin Yeri ve Özgürlüğü” adlı çalışmasında Batı kültüründe insanı büyük görmenin Orta Çağ’dan kurtuluşla başladığını örnek verirken; Anadolu tasavvufunun insanı çok daha önce yücelttiğini Mevlana’dan, Yunus Emre’den örneklerle anlatır:
”Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz…”
”Özgür eğitimci toplumsal barış ve esenliğimiz için bir ön koşuldur” diyenler çok haklıdır. Geleceğimiz; kendini geliştiren, projeler üreten, çalışkan olan ve bunları yaparken donanımlı bir şekilde, o göreve hak ederek, basamak basamak gelen yöneticilerin desteklediği eğitimcilerle ve onların yetiştirdiği çocuklarımızla aydınlık olacaktır. Yoksa teste yönelik, baskı, ego ve bürokrasi ile geçen bir eğitim/öğretim yılı değildir. Aksi takdirde takvim yaprakları değişir birer birer ve bizler sadece “okulculuk” oynarız.
EN İYİ OKUL HANGİSİ?
Nusret Karaca
Her eğitim ve öğretim yılı öncesi kayıtların başladığı o heyecanlı günler… Binlerce çocuk ve genç, aileleriyle tercih sonrası kayıt sırasında. Hepsinin gözleri ışıl ışıl!… Geleceğe umutla bakıyorlar. Her doğan gün ve gün bitince yarın, bir umuttur insan yaşamında. Umut ise hepimizin yaşama sevinci. Bundan doğal ne olabilir ki?
Çocuklarımız, gençlerimiz bizlerin zenginliği… Ülkemizin geleceği… Aydınlık yarınları.
Peki okul tercihleri? Aileler çocuklarının yeteneklerini, ilgi alanlarını ne kadar dikkate alarak onların istedikleri okullara girmelerine özen gösteriyorlar? Nasıl bir rehberlik yapabiliyoruz onlar için? Nasıl bir okul?
En iyi okul; vereceği akademik bilgiyi sağlayacak iyi bir eğitimci kadrosu ile çocuklarımızı, gençlerimizi hayata hazırlayan; sosyal, bilimsel, kültürel, sportif etkinlikleri önemseyen, projeler üreten, öğrencilerine her olanağı sunan, onların kendilerini ifade etmelerine, kendi kendilerine yetmelerine ortam sağlayan, onlara özgüven yükleyen, yeteneklerini ortaya çıkarıp gelişimlerini sağlayan eğitim kurumlarıdır bence tercih edilmesi gereken. Yoksa rengârenk boya, badana, tabela, reklamlar, sunumlar değil.
Öğrencinin kendi yeteneği ve isteği dışındaki tercihler, ortaya çok mutsuz bireyler çıkaracaktır. Oysa eğitim ve öğretimin amacı mutlu bireyler yetiştirmektir. Aileler çocuklarının gelecekleri için en iyi ve doğru olanı seçmek açısından büyük uğraş veriyorlar. Titiz davranmakta haklılar. Bu konuda rehberlik hizmeti ve aile, okul yönetimi, öğretmen iş birliği çok önemli.
Her çocuk ayrı bir dünya. Bırakalım artık onları yalnızca A, B, C, D, E gibi harflerle, testlerle dans etmeye zorlamayı; kendi danslarını kendileri etsinler. Kendi şarkı ve türkülerini söylesinler. Bizlerin deneyimi ve kontrolü altında kendi bestelerini yapsınlar…
Ben bir yerlerden güzel sesler duyuyorum… Şiirler… Şarkılar… Türküler… Ve şen kahkahalar… Mutluluğun ifadesi bunlar… Çocuklarımızın, gençlerimizin sesleri.
Ya sizler? Sizler de duymak istemez misiniz?
Öyleyse hep birlikte kucaklayalım onları! Şiirleri, şarkıları, türküleri birlikte söyleyelim…
Ben her zaman iyi bir eğitim ve öğretimin ülkemiz geleceğine yapılacak en faydalı yatırım olduğuna inananlardan oldum. Buna olan inancım hâlâ sürüyor.
…
”Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi gerekir.” — Michel de Montaigne
”Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değildir.” — Sokrates
Evet!.. “İyi bir eğitim, iyi bir gelecektir.”






İlk yorum yapan siz olun