Ümit Gezgin
Mayıs ayının ilk haftası içindeydi sanırım.. iki sanatçı dostla tarihi binaların arasında yürüyorduk ve binaların ne kadar eskiye gittiğini anlamaya çalışıyorduk.. bir de mimari stillerini.. Ressam Kadir Uz arkadaşımız, buradaki, yani Karaköy’deki binaların iki yüz yıllık olduğunu, söylüyordu.. Müzikolog Dr. Alp Özeren ise, buralarda müzik de yapıldığını, hatta Müzik Eleştirmeni Panayot Abacı’nın müzik dergisi Orkestra’yı yıllar yılı bu tarihi binalar içinde çıkardığını, söyleyecekti…

Karaköy’ün ordaki alt geçitte bir takım tasarım nesenleri vardı.. bazıları yurtdışından geliyordu ve bunların çoğu elektronik eşyalardı.. ithal ediliyor ve fahiş fiyattan satılıyordu.. hiç unutmam ingilizce çeviri elektronik kalemi de bir zamanlar buradan almıştım ve ingilizce gazete ve kitapları bu elektronik çeviri kalemle okuyordum..sözcüğün üzerinden geçirince kalemi hemen Türkçesini söylüyordu…

Gri bulutlar vardı.. trafik de sıkışık vaziyetteydi, klaksonlar çalıyor, motorlar kaldırımlara tırmanıyordu.. bir iki dilenci kaldırım taşlarına oturup dileniyor, turistlerden bir şeyler bekliyordu.. bulutlar eski İstanbul’un üstüne inmişti.. güzel manzaralar oluşmuştu.. fotoğraflarını çekip sonrasında da resmini çizmek istiyordum.. resim bir tür izlenimdi benim için de…

Bir oyuncakçı dükkanın önünde durduk.. dikkatlice oyuncaklara bakıyorlardı Alp ve Kadir hoca.. iyi oyuncaklar da var, diyordu Alp hoca, çünkü oyuncaklardan anlıyordu.. Sunay Akın’ın oyuncak müzesinden fazla oyuncakları vardı evinde.. adeta kimseye göstermediği oyuncakları vardı ve bunlar bir-iki müzeyi dolduracak zenginlikteydi.. her yerde gördüğü ve beğendiği oyuncakları da toplamaya devam ediyordu…

Bellek önemliydi ve tarihi yapılar, mekanlar da korunmalıydı.. oysa Karaköy merkez ve rıhtımı bile sürekli değişmiş, hatta tarihi çeşmeler, binalar ve camiler bile yıkılmış, yok edilmişti.. yeni kararlarla bunların birçoğu yine günümüze kazandırılıyor ve bir nebze de olsa tarihe sahip çıkılıyordu.. ama onların korunması da önemliydi…

Bulutlar da toplanmıştı karşı tepelerin üstünde.. Boğaz sularının mavi yeşil karışımı bir güzellik katıyordu şehre.. ressamlar için ideal bir görünümdü bulutlar ve hemen baktığım yerde tarihi, yarısı yıkılmış, derbeder bir vaziyette kilise kalıntıları vardı.. bahçe kısmında da birtakım yapılar vardı kırık dökük ve parçalanmış, dağılmış vaziyette…






İlk yorum yapan siz olun