Ayşe Dilber
Yapay zekânın etkileri, günümüzde artarak hayatımızın büyük bir bölümünü kapsar hâle gelmiştir; buna yazarların metinlerini yapay zekâ aracılığıyla düzelttirmeleri de dahildir. Durum böyleyken, yapay zekânın sanat yazarlığını tamamen ele geçirip geçiremeyeceği sorusu kaçınılmaz olarak gündeme gelmektedir. Yanıt belki de çok basittir: belki de o ele geçirme çoktan gerçekleşti, yalnızca farkında değiliz.

Yapay zekâdan bütünüyle uzak kalmak artık neredeyse olanaksızdır; bu nedenle onunla birlikte var olmayı öğrenmek kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmektedir. Noktalama işaretlerinin düzeltilmesi gibi rutin görevlerde yardım almak, ilk bakışta önemli bir tehlike arz etmeyebilir. Ne var ki zamanla hangi metnin yapay zekâ tarafından hangininseyse bir insan tarafından üretildiğini birbirinden ayırt etmek giderek güçleşecektir. Bu durum elbette sanat yazarlığını da derinden etkileyecektir. Sanat göreceli bir kavram olduğundan bu etkilenme daha uzun bir zaman dilimine yayılabilir; üstelik yapay zekâ programları kendi tekrarlarına düşme riskiyle de karşı karşıyadır. Kişisel görüşüme göre, ne kadar ilerlerse ilerlesin, bir sanat yazarının özgün bakış açısını yansıtabilmek son derece güç bir iştir ve yılların birikimini gerektirmektedir.

Yapay zekâ bu yazarlık ve eleştiri işlevini kendi ürettiği eserler üzerinden üstlenecek olursa, asıl o noktada bambaşka bir tartışma alanına adım atmış oluruz. Hem “eser” üretip hem de onu yorumlamak; insanın devre dışı kaldığı, farklı bir evrenin kapılarını aralamak anlamına gelir. Bu durum beraberinde ciddi etik sorunları getirecektir. Yazarın rolünün nereye doğru evrileceğini muğlak bırakan bu gelişme, dünyayı farklı bir yöne doğru sürükleyebilir. Buradan daha uç bir soruya bile uzanabiliriz: eğer yapay zekâ her şeyi tek başına yapabiliyorsa, ileride insana gerçekten ihtiyaç kalacak mıdır?
İnsanların sanatı yalnızca yapay zekâ aracılığıyla var edebilecek hıza ulaşması, dahası 3D üretim makinelerinin yapay zekâyla tamamen otonom bir düzeye gelmesi, insanların sanata olan açlığını ve sanat yazarlığının geleceğini tehlikeye atabilir mi? Bu soruya şu an kesin bir yanıt vermek için erken olsa da kişisel kanım, sanatın dönüşeceği ancak hiçbir zaman yok olmayacağı yönündedir. Yapay zekâ sayesinde üretim ne denli hızlanırsa hızlansın ve ne denli özgün evrenler yaratılırsa yaratılsın, bu durum onun yapay niteliğini değiştirmez; yılların emeğiyle ortaya çıkan bir yapıtla kolaylıkla kıyaslanabilecek bir konuma da getirmez. Asıl mesele bunu reddetmek değil, sanatçıların bu araçları kullanırken kendilerine özgü sesi nasıl koruduklarını keşfetmektir.
Çoğu sanatçı yapay zekâya önyargıyla yaklaşsa da bu programlardan yararlanarak sergiler açan ressamların varlığı da göz ardı edilemez. Hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğuna dair bir yargıya varmanın zamanı henüz gelmemiştir; bunu ancak zaman gösterecektir. Bununla birlikte dünya tarihine bakıldığında, gelişen teknolojiye direnen toplulukların kalıcı olarak ayakta kalamaıdığı görülmektedir. İyiye kullanılabilecek ileri teknolojileri bütünüyle reddetmek bizi nereye götürür? Hâlâ yerinde saymaya mı mahkûm eder? Bu henüz netlik kazanmamış olsa da zaman zaman yeniliklere açık olmak, kişiyi çok farklı ufuklara taşıyabilmektedir.
Yapay zekânın sanat olup olmadığı ya da işimizi elimizden alıp almayacağı tartışmasının çoktan geride kaldığı bu noktada, şu an için asıl odaklanılması gereken soru şudur: yapay zekâyı sanat adına nasıl daha iyi bir araç hâline getirebiliriz?
Sonuç
Yapay zekâ ve sanat yazarlığı arasındaki ilişki, gelecekte daha da karmaşık bir boyut kazanacaktır. Teknolojinin sanat üretimine ve eleştirisine entegrasyonu kaçınılmaz olsa da bu durum, insan yaratıcılığının ve özgün sanatçı sesinin değerini ortadan kaldırmamaktadır. Sanat yazarlığı; deneyimi, duyguyu ve kültürel birikimi yansıtma kapasitesi bakımından yapay zekânın henüz tam olarak karşılayamadığı bir alandır. Bu nedenle sanatçıların ve yazarların yapay zekâyı bir rakip olarak değil, süreci zenginleştirebilecek bir araç olarak konumlandırması daha sağlıklı bir yaklaşım sunmaktadır. Tarihsel süreç içinde fotoğrafın resmi, sinemanın tiyatroyu yok edeceği öngörüldüğü, ancak her yeni teknolojinin bunları dönüştürüp var olmayı sürdürdüğü hatırlandığında, yapay zekânın da benzer bir yolda ilerlediği söylenebilir. Nihayetinde sanatın özü insanın kendini ifade etme arzusunda yatmaktadır; ve bu arzu hiçbir algoritmaya devredilemez.






İlk yorum yapan siz olun