Ümit Gezgin
Deniz kenarında güneşleniyordu insanlar ben sahil kenarına indiğimde.. uzaklarda adaları görüyordum.. prens adalarını.. Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada.. yan yana dizilmişlerdi ve bulutlar da tepelerine toplanmıştı sanki…


Yeşilliklerin üzerine sere serpe uzanmış genç, yaşlı çiftler vardı.. kimi güneşleniyor, kimi kitap okuyor, çoğu da telefonuna bakıyordu.. çocuklar çimenlerde köpeklerle birlikte koşuyor, belediyenin kafelerinin önü çay kahve almak için sıraya girmiş insanlarla dolu görünüyordu…


Ben de denize doğru gidiyordum.. yürüyerek Caddebostan sahile ulaşacak ve dinlene dinlene giderken de bir sürü resim çizecektim daha sonra boyamak için.. uygun yerler kolay bulunmuyordu ve insanların ilkel bir merakla bakmaları, ilgilenmeleri.. beni rahatsız ediyordu artık…

Güneş her yerde parlıyordu.. yürüyen insanlar mutluydu, deniz kenarında kumlara sere serpe uzanmış insanlar mutluydu.. çocuklar, çimenlerde koşturan, zıplayan çocuklar mutluydu.. martılar, kargalar.. bulutlar mutluydu ve yavaş yavaş ilerliyorlardı.. hafif rüzgarda sallanan ağaçlar ve dallar vardı.. yapraklar Ağustos ortası olduğu için yapraklar dağılıyor ve uçuyordu denize doğru.. denizde adalara doğru kulaç atanlar vardı…

Büyük Kulüp’ün deniz tarafı doluydu.. hemen yanındaki Dalyan sahili de belediye tarafından işletiliyor ve halk da orayı kapatmış görünüyor, sazdan güneş şemsiyeleri insan bedenlerini güneşin yakıcılığından koruyordu.. bir yanda zenginlerin Büyük Kulüp iskelesi ve orada güneşlenip, denize girenler, diğer yanda belediyenin kumsalı ve denize girenler, güneşlenenler.. ilerde eski İstanbul sahilini görüyordum.. boydan boya uzanıyor ve birkaç tane de gökdelen görünüyordu camili silüetin hemen yanında…

Martılar martılar.. sessizce uçuyordu sahil üzerinde.. yüzenleri izliyorlardı adeta.. bir de kumlarda güneşlenenlerin geride bıraktığı yemek artıklarının peşindeydiler.. uzaklarda Yassıada ve Hayırsızada görünüyordu.. oraya doğru giden dumanı tütmekte olan bir vapur görüyordum.. haftada bir Yassıada’ya vapur kalktığı söyleniyordu.. oradaki müzeler geziliyormuş…

Aklıma Van Gogh’un ve İbrahim Safi’nin deniz kenarı, yelkenliler ve denizde yüzenler resimleri geliyor.. sahil uzandıkça uzanıyordu ve Safi’de ilerde de eski İstanbul görünüyordu… Sonra bulutlara dönüyordum.. bulutların ardındaydı güneş.. milyonlarca kilometre uzakta olmasına rağmen bu küçük yıldız nasıl bu kadar aydınlık ve sıcak olabiliyordu.. yakamozları güneşin denizin ortasında küçük küçük parlıyordu ve hoş görünümler oluşturuyordu.. denizde yüzenlerden bazıları adalara doğru yüzdükçe yüzüyorlardı.. yelkenli tekneler vardı ve Sarıca Paşa Köşkü’nün önüne doğru demirlemişlerdi.. rüzgar da sallayıp duruyordu onları…

Temiz mi kirli mi kimse dikkat etmiyordu denizin suyuna.. yüzenler arasında çocuklar vardı ve bunlar hastalanır diye de anneleri endişelenmiyor muydu.. deniz kirliydi.. kirlenmeye de devam ediyordu.. sahile yakın deniz suları daha da kirliydi.. bulanıktı su.. şapır şupur denize giren iri kıyım erkekler ve kilolu kadınlar da vardı.. çocuklarının ellerinden tutmuşlar denizin içlerine götürüyorlardı onları…






İlk yorum yapan siz olun