İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ressam Christopher Lehmpfuhl Resimleri ve Benim Resimlerim Arasındaki Farklar…

Prof. Dr. Ümit Gezgin

Christopher Lehmpfuhl da benim gibi ve bazı dış mekan ressamları gibi, dışarılarda resim yapan ressamlardan.. fiili olarak tuvalini alarak yanına, cadde ve sokaklara çıkan bir ressam.. ve kent içinde, kent dinamizmi içinde resimler üretiyor…

Onun resimlerinde de şehir duyarlılığı var.. bu noktada bakıldığında Woodie Webber gibi O da şehir içinde çalışmalarını sürdürüyor.. bir Berlin ressamı da denilebilir Lehmpfuhl.. ben de dış mekan ressamıyım, ama onlardan farklı çalışıyorum.. yine dış mekan ressamı olan ve doğada çalışan Turner Vilson da çalışmalarını doğa içinde sürdürüyor…

Lehmpfuhl’un çalışma pratiğine bakıldığında benim resimlerimden farklı olarak daha çok yağlı boya resimler üretiyor.. büyük boy resimler yapıyor.. tuval üstü resimler yapıyor ve Berlin başta olmak üzere şehri algılamak ve yorumlamak üzerine kurulu çalışmaları.. bir başka yeniliği veya farklılığı da elleriyle, eldivenli parmaklarıyla boyaları tuval yüzeyine sürmesi.. belli bir noktası yok resme başlarken.. adeta spontane gelişiyor ve adım adım kendisi o andaki hislerine göre de resmi kurguluyor.. süprizlere açık bir gelişim, değişim var onun resimlerinde.. ama sonuç olarak kent yorumları.. binalar, gökdelenler, yollar, araçlar, bulutlar.. trafik ışıkları.. daha çok insansızlık içinde, yaşayan, ama insan barındırmayan, insanı göstermeyen bir kent imgelemi kurguluyor.. günümüz şehirlerini ikonlaştırıyor.. insansız bu şehirler.. ama yaşıyorlar…

Ayrıca tarihi mekanlara da ilgisi var Lehmpfuhl’un.. bakıldığında Berlin’in tarihi dokusunu, modern kimliğiyle birlikte, katman katman boya dokuları içinde işliyor.. dağılıyor renkler, üst üste biniyor boyalar.. katman katman boyalar, fırça kullanmamasından belki kaynaklanıyor.. elleriyle, parmaklarıyla, avuç avuç aldığı boyaları sürüyor tuvale.. çevresini kuşatan şaşkın bakışlı insanların arasında, herhangi bir sehpaya veya şövaleye tuvali koymadan yapıyor yapacağını.. doğal, içten gelen bir anlatımı var.. özgünlüğü de ondan kaynaklanıyor zaten…

Ben onun gibi büyük tuvallere resim yapmıyorum.. sokağın, caddenin içinde, ortasında, kaldırımın kıyısında.. insan kalabalıkları içinde resim yapmıyorum.. O ise hiç kimseyi umursamadan büyük büyük tuvallerle resimler kotarıyor… Benim büyük bir tuvalli Kadıköy meydanına koyup resim yapmaya başladığımı düşünemiyorum bile…

Daha çok dışarda küçük, orta boy kağıtlara çizimler yapıyor, sonra da çizdiğim resimleri uygun bir yere oturarak akrilik boyayla boyuyorum.. boyama da spontane oluyor bende.. belki burda Lehmpfuhl’la ortak noktamız oluşuyor.. o da spontane kullanıyor boyaları ve üst üste, katman katman boyalarla görsel anlamı, kent gerçekliğini oluşturuyor…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin