İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihi Kadıköy İskelesi’ni çizmek…

Ümit Gezgin

Tarihi Kadıköy İskelesi’nin önünde durdum.. insanlar gelip geçiyorlar, bazıları da ne yaptığıma bakıyorlardı uzaktan.. bazıları yakına geliyor, fotoğrafımı çekiyor, olmadı ne yaptığımı anlamaya, nereyi çizdiğimi görmeye çalışıyorlardı…

Resim çizmek doğayı anlamak değil sadece.. doğayı, görüntüyü, hayatı dönüştürmek demek.. kalabalık insanların arasında dolaşıyordum ve mekanla, binalarla türlü insanların uyumunu algılamaya çalışıyordum…

Oraya buraya seğirtip gidiyordu türlü insanlar.. aralarında gençler, yerliler, yabancılar, yaşlılar ve hem seyyar hem de sabit dükkan sahipleri, çalışanlar vardı.. sabitti bu çalışanlar ve çevrelerine bakarak işlerini görmeye çalışıyorlar, zamanla bıkkınlık yaratmış hayat içinde mutsuzluklarını bile tam algılayamıyorlardı… Çarşı içine girdim ve yürüdüm de yürüdüm.. amacım karşıya, Beşiktaş’a geçmekti ve insanlara, binalara, ağaçlara, hareket eden mavi gökyüzündeki bulutlara bakıyordum…

Çarşı içindeki sokaktan ilerliyor, ilerdeki sokak sahafından kitap almayı düşünüyordum.. kitapların tanesini elli liradan satıyordu.. zaten artık elli liradan aşağıya kitap yoktu.. bu ikinci el kitaplar uygun fiyattan satılıyordu.. ben de hemen her gün sahafları dolaşıyor ve mutlaka bir iki kitap alıyor, hemen okumaya başlıyordum…

Sahile doğru kıvrıldım.. ortadaki yeşil alan içimi açtı.. ortada da küçük ağaçlar, çiçekli alanlar vardı.. çok parlak ve canlı yeşiller vardı.. bulutlar binaların arkasına saklanmış gibiydiler.. gökyüzü de pürüzsüz maviydi… Oradan raylara basarak karşıya, sahile doğru ilerlemek istedim.. bakıyordum bir yandan da tramvay geliyor mu, diye.. tramvay da şirin kırmızı gövdesiyle ilerdeydi ve ağır adımlarla buraya yaklaşıyordu.. tramvay durağında da bir öbek yabancı turist vardı… Sahilde harıl harıl bir çalışma vardı.. direkler dikiliyor, ne yapıldığını kimse anlamıyordu.. tarihi iskele kapanıyor, belki görünmez olacak diye endişe edenler oluyordu…

Tarihi iskele sonunda karşımdaydı.. dur fotoğraf çekeyim, olmadı video çekeyim.. dur resmini çizeyim ve çizgilerle birlikte çekeyim, falan diye düşünürken hızlı hızlı insanlar da gelip geçiyor, şen şakrak konuşan gençler bol bol telefonlarına bakıyorlardı… Fotoğraf çekerken, niye çekiyorsun kardeşim, der gibi üzerime doğru yürüyenleri de görüyordum.. böyle birçok olumsuz örnek yaşadığım için ulu orta da fotoğraf çekip, resim de yapamıyordum artık.. anlayışlı bir toplum değildik.. hemen kavga sebebi haline getirebiliyorduk ve ben de bunu bildiğim için dikkatliydim…

Geriye baktım, tarihi caminin minaresini gördüm.. hemen önünde orta boylu ağaçlar vardı.. orada da küçük bir park vardı.. parkın içinde de daha çok güvercinler vardı.. güvercin ağaçları da mevcuttu parkın içinde.. sonra banklarda da yaşlı insanlar sabahın erken saatlerinden akşamüstüne kadar bu parkta oturup duruyorlardı… Durdum, vapur yanaşmıştı Kadıköy’deki tarihi iskeleye.. Beşiktaş’a gidecekti vapur.. sık sık gittiğim semt.. orada da resimler çiziyordum ve fotoğraflarını ve videolarını çekiyordum çizdiklerimin.. böylece daha anlamlı ve kalıcı oluyordu… İlkönce vapurlu, Haydarpaşa’lı kadrajı çiziyordum.. sonra biraz döndüm tarihi iskeleyi merkeze alan görüntüyü çizmeye başladım… Sonra oradan da geriye döndüm ve çarşının başka bir sokağına doğru ilerledim ve tarihi, iki katlı eski evler vardı ve artık altları dükkan olmuştu.. onların resimlerini çizmeye başladım…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin