Ümit Gezgin
Sürekli fotoğraf çekiyorum.. zamanı yakalamak için.. fotoğraf zamanı yakalamayı doğurabilir mi bu da ayrı mesele.. insanları görüyorum onlar da sürekli telefonlarıyla fotoğraflar çekiyor.. genç kızları görüyorum kendi fotoğraflarını çekiyorlar.. vapurlarda birbirlerinin fotoğraflarını çekiyorlar…

Cep telefonları artık sanat ve iletişim aracı oldu.. git gide kimse sanatı önemsememeye başladı.. zaten sanatın ne olup olmadığı toplumda tam anlaşılamamıştı.. cep telefonlarıyla bu kırıntılar da ortadan kalktı…

Resim çizme gerekçesiyle fotoğraf çekme gerekçeleri farklı farklı olsa gerek.. bir kere herkes fotoğraf çekebilir ama, herkes resim çizemez.. resim için yetenek ve yılların birikimi şart.. ayrıca kişinin, yani ressamın kendine özgü bir tarzının, üslubunun olması gerekiyor.. elbet sanat eseri oluşturma gayretini düşünürsek…


Martıya bakıyordum ve fotoğrafını çektim.. sonra uçtu, denize kondu martı.. arkadaşlarının, ailesinin yanına gitti ve onlarla birlikte körfezin açıklarındaki yelkenlilere doğru yüzmeye başladılar.. gri beyaz bulutlar da Moda burnuna doğru çekilmişti ve Moda civarında da yeşillik eskisi kadar olmasa da yine vardı ve apartmanlar da yükselerek her bir tarafı doldurmuştu.. bu fotoğrafta o vardı da, yüz yıl önceki fotoğraflarda bu yoktu…

Ara sokağa, Kızıltoprak’a çıkan sokağa girdiğimde karşımda bir Chevrolet vardı ve tahminen de 1950’lerden kalmaydı.. bizde de zamanında vardı böyle bir 1958 model chevrolet… Hey gidi günler hey!.. nerde kaldı o günler.. ve bu otomobilin üretildiği ve kullanıldığı zamanlar dünyanın halini düşünüyorum.. ve elbet İstanbul bu arabalarla doluydu.. nereye gitti bu arabalar.. şimdi ara ki bulasın.. nostaljik arabalar oldu bunlar ve ancak sünnette, doğum günlerinde, evlilikte kullanılıyorlar…

Fotoğraf gerçekliği anlatıyor.. ama hangi gerçekliği.. o anki gerçekliği.. sonra her şey değişiyor.. bulutlar da değişiyor ve bana doğru gelen, bir perspektif oluşturan bulutları görüyorum Moda’nın üstünde.. gölgeleri de beyaz beyaz körfezin sularına düşmüştü.. tekneler kıyıya demirlemişti.. gezi tekneleri, yelkenliler ve küçük gezi kayıkları vardı…

Kurbağalıdere’nin kıyısında durdum.. sabah koşusuna çıkmış gençler vardı.. yaşlılar ne yürüyor, ne de koşuyorlardı.. onlar, parklarda, bahçelerde ve çay bahçelerinde sabah çaylarını içerek körfeze, dereye ve denize, uzaklara bakıyorlar ve arkadaşlarıyla hastalık dedikoduları yapıyorlardı…

Dereyi bitirdim.. kah fotoğraf çektim kah resim çizdim.. gelip geçenler, özellikle resim yaparken bakıyorlar.. bazıları anlamaya çalışıyorlar, bazıları da abi ne yapıyorsun böyle, diyorlardı…






İlk yorum yapan siz olun