İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Adalara, özellikle Heybeliada’ya resim çizmek için gidiyordum…

Ümit Gezgin

Adalara gidecektim.. çünkü orada resimsel alanlar, görünümler çoktu.. en önemlisi de ilham geliyordu ve ilham gelince de resimler çiziyordun.. zaten resim bir ilham meseledir benim için…

Sahilde aileler çocuklarıyla ayaküstü sohbet ediyor, bazıları masa kenarlarında, kuşlarla birlikte yemeklerini yiyorlardı.. portatif sandalyelere oturanlar, denizi seyredenler de vardı.. bulutlar hızla hareket ediyorlardı.. deniz sakindi ve tuhaf bir biçimde, denize girilmez tabelası olduğu halde denizde yüzenler vardı…

Adalara gidecek vapura doğru ilerledim.. benimle birlikte yerli yabancı bir sürü insan da vapura doğru ilerliyordu.. sonunda denizi görecek uygun bir yere geçtim ve bulutları da dışardaki görerek, bir de yelkenliyi çizmeye başladım.. vapur hareket eder etmez, bana da ilham gelmişti.. resim çizmek istiyordum…

Adalara doğru yaklaştıkça karşı kıyılardaki yoğun betonlaşma, gökdelenler, ve onlara doğru alçalan bulutlar da görülüyordu.. sonra dalgaları, denizi daha yakından hissediyordum.. ne insan görünüyordu, ne de martılar.. onlar herhalde adalardaydılar…

İlk adaya Kınalıada’ya yaklaşıyorduk.. bu ada bile betonlaşmıştı.. bir motor önden gidiyordu.. bulutlar adanın üstüne üstüne inmişti.. sonra, yağmur bulutları mı geliyordu.. dalgalar dalgalar.. ne kadar çok dalga vardı.. bol bol fotoğraf çekiyordum…

Bir martıyı görüyordum.. bulutlar da soyut tabloları gösteriyordu sanki bana.. adalardaki evler parlıyordu adeta güneşle birlikte.. öğleden sonraya geliyordu zaman.. martı vapura mı inecekti acaba, diye de düşünüyordum içimden…

Sonunda Heybeliada’ya geldim.. diğer adaları, Kınalı, Burgaz dolaşıldıktan sonra.. Heybeli’den sonra da Büyükada’ya gidecekti vapur.. yolcularını boşalttı.. Büyükada’ya fazla bir yolcu kalmamıştı.. pazardı ama, güneş az gösteriyordu yüzünü ve hava da rüzgarlıydı.. o denize girilen, güneşte dolaşılan zamanlar geride kalmıştı.. Eylül ayının sonuna doğru geliyorduk.. insanlar Heybeli’nin geniş sahil yolunda, kırık çıkık zemin taşlarının üzerinde adayı turlamaya başlamışlardı bile…

Adaya indim ve yukarı doğru, parkın kenarından çıkmaya başladım.. eskimiş küçük köşkler ve restore edilenler vardı.. parkın içinde ünlü yazarımız Hüseyin Rahmi’nin büstü vardı.. onun fotoğrafını çektim.. ağaçlar ve yeşillikler arasından pek gözükmüyordu ama yine de fotoğrafını çektim…

İtfaiyenin oraya döndüm..oradan ilerleyecek ve sahaf dükkanına, onun tarihi restore edilmiş köşedeki köşkün girişindeki yerindeki eski, siyah beyaz fotoğraflara ve kitaplara bakacaktım.. ama öncesinde mütevazi, sevimli evler ve moteller de görüyordum adada.. sakindi.. sanki insanlar yaşamıyor, binalar, bulutlar, yollar, yeşillik vardı bol bol…

Ne kadar güzel evler vardı ve çiçekler, küçük ağaçlar, kedi evleri.. ağaçlar arasındaki sarı ve turuncu boyalı evler vardı.. özgün mimarili evler etkiliyordu beni.. iri yapraklı ağaçlar da etkiliyordu beni.. sardunyalar, zakkumlar.. türlü çiçekler ve onların eşsiz kokuları.. temiz hava.. çarpıyordu insanı.. resim çizme isteği uyandırıyordu insanda…

Yürüyen, yukarıya doğru çıkan insanlar vardı.. tek ve iki katlı kagir evler, betondan evler.. eski yapı evler.. bulutlar toplanmıştı üzerlerine ve ağaçlarla kaplanmıştı onlar da.. bisikletli çocuklar vardı.. adada bisiklet kullanmak herhalde zevkliydi…

Dükkanlar eşyaları ve malları dışarı çıkarmışlardı.. evlerin balkonlarında saksı içlerinde çiçekler vardı.. elektrikli bisikletlerle dolaşanlar vardı.. mavi gökyüzünde yüzen, dağılan ve coşan bulutlar bana mutluluk veriyordu…

Ne tür dükkanlardı bunlar.. sandalyeler, eski, tahtadan masalar, üzerlerinde türlü örtüler.. yeşil tenteler.. sarmaşık bitkileri, yanlarında hemen ağaçlar.. derme çatma dükkanlar ve önlerinde ıvır zıvır göz zevkini bozmuyor, bilakis arttırıyordu…

Asfalt yollar olması belki adalar için uygun değildi ama, her yer asfalt yoldu.. bisiklet dükkanları vardı sağda solda.. evlerin bazıları batmakta olan güneş parçalarıyla parlıyor ve bir köpek sokak ortasından ağır ağır yürüyordu…

Yan yana dizilmiş bisikletler vardı.. yürüyen insanlar, oturanlara, dükkanlarda konuşanlar vardı.. marketten alış veriş yapmış evine gidenler vardı.. ilerde tarihi kilisenin bahçesinde de Bizans’tan kalma bir mezar taşı ve bol da çiçekler vardı.. ağaçlar güzellik katıyordu evlerin görünümlerine.. çarşıya doğru ilerliyordum ve bir köşede durup resim de çizmek istiyordum…

Çarşı içindeydim.. oradaki bir pastanede oturup çay kahve içerken de resim çizmeye başladım.. gelip geçenler ne yapıyor bu, diye bakıyorlardı.. dışarda resim çizen hayatlarında görmedikleri için, şaşkın şaşkın bakıyorlar, durumu anlamaya çalışıyorlar.. bakanlar da ne bu böyle, diyorlardı içlerinden.. bunu ben de çizerim, diyenler de vardı…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin