Ümit Gezgin
Elektrik direği Cevizlibağ’da gri gökyüzüne, gri bulutlar arasına uzanıyordu ve ben köprünün üstündeydim.. köprü de yıkıldı yıkılacak bir yapıdaydı.. inceledim ve alttan üstten baktım, demirler çürümüş ve borular da sarmıştı ve bu paslanmış demirden yapılma köprünün nasıl ayakta durduğunu düşünüyordum…


İnsanlar gidiyor, geliyordu.. bir telaş vardı.. karıncalar gibi oraya buraya koşuşturuyordu bu insanlar.. onlar da griler, siyahlar ve kahverengiler içindeydi ve köprüler, yollar, binalar ve gökyüzü de griliklerle boyanmıştı.. doğal olarak da renk yoktu.. bakıyordum güzel bir renk, biçim ve tasarım göremiyordum çevremde ve bu da tabi beni mutsuz ediyordu.. çevre ve tasarım fakir görünüyordu.. doğrusu insanlar da bunu pek ciddiye almıyordu…


Eminönü otobüsüne binmiş, çift koltuğa oturmuştum.. yanımda bir kadın vardı ve dışarının fotoğrafını da yanlış anlaşılır, diye çekmiyordum.. doğal olarak otobüsten insanların inmesini ve koltukların da boşalmasını bekledim, başka koltuğa geçince fotoğraf çekmeye başladım.. mavi alanlar oluşmuştu gökyüzünde ve Atatürk Köprüsü’nden geçerken bir martının da gökyüzünde süzüldüğünü gördüm.. Haliç’in suyu da sakindi.. mavnalar, tekneler ve deniz motorları vardı… Tarihi, Osmanlı çeşmesini de gördüm otobüsün içinde.. restore edilmiş ve sarı alanları parlamaya başlamıştı kalaylanmış bakır kaplar gibi…

Otobüs durağında bir kız telefonuna bakıyor, arkada tekel bayi uzanıyor ve hemen yanında da toptancı hırdavatçılar uzanıyordu.. yerler toz, kir ve artık doluydu.. kaldırımlar düzensiz, binaların cepheleri de boyasız, bir de saçma sapan reklam panoları ve dükkan tabelalarıyla doluydu…

Gelin ve damadı da Galata Köprüsü’ne çıkınca gördüm.. fotoğrafını çekenler vardı, bir de seyredenler.. hafiften yağmur da başlamıştı, rüzgar kuvvetliydi ve gelin, bana mısın demiyordu.. evlilik fotoğraflarının güzel çıkmasını istiyordu gelin.. turistler de vardı kuşlar da.. bulutlar tarihi İstanbul’un üstüne alçalmıştı iyisinden…

Duraklar, eski binalar, yağmur yüklü gri bulutlar.. derbeder kıyafetli, saç sakal dağınık insanlar vardı ve bulutlarla birlikte her şey hareket halindeydi.. otobüsler, otomobiller, minibüs ve otobüsler.. onlar da motorlarla birlikte düzensiz bir hareketlilik ve gürültü içindeydiler.. simitçi de bağırıyordu simitini satmak için.. gazete bayi de başını uzatıyordu küçük kulübesinden dışarıya…

Bir kedi köprü ayağındaydı.. parlak bulutların gölgeleri denize vurmuş, demirler paslanmış ve dükkanların da akşam alacası içinde ışıkları yanmıştı.. anlamsız şekilde gökyüzüne yükselen direkler vardı.. kedi de zaten tüm bu anlamsız ve gürültücü kalabalığa ve düzensiz tasarımlara bakıyor, anlamaya çalışıyordu…






İlk yorum yapan siz olun