İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsanları ve mekanları anlamak…

Ümit Gezgin

İnsanları mekanları anlamak için, insanların ve mekanların içinde olmak ve onları gözlemlemek lazım.. bazen mekan öne çıkıyor benim resimlerimde ve hatta yazılarımda, bazen de insanlar çıkıyor…

Altıyol’da, boğa heykeli çevresinde toplanmış insanların hareketlerine, biçimlerine bakıyordum.. elbiseleriyle birlikte bir yığın, küme ve gölge gibi duruyordular karşımda ve bir iki fırça ve renkle, hatta tek tonla anlatılacak gibi duruyorlardı.. buraya bir tuval koymalı ve hemen resmini yapmalıydım.. ama nasıl olacak diye de düşünüyordum doğrusu… Oysa ben dere üstü güzel bir manzarayla başlamıştım mekana yaklaşmaya.. kuşlar uçuyor ve bulutlar da kümeleşiyordu dere üstünde…

Yol da bir mekandı ve araçlar gidiyor geliyordu.. sağlı sollu binalar mekanı bölüyor, geniş bir alan değil, bir yol olarak insanları kaldırıma sıkıştırıyordu.. onlar da sonbahar olduğu için koyu ve sıkı giyinmiş, telaşla kül rengi bulutların altında aşağıya doğru iniyordu… Otobüs durağının oraya geldiğimde kestaneciyi gördüm.. yaz kış orada, ayakta, yorulunca evinden getirdiği sandalyeye oturuyordu.. zaman zaman uzak semtlerden gelen arkadaşlarıyla konuşuyordu.. günde beş yüz liradan fazla kazanıyordu ve ayrıca da emekli aylığı vardı.. yazlığı vardı, köyde evi, barkı, bahçesi, tarlası vardı ve Ümraniye’de de bir evi vardı ve bir de kiraya verdiği başka bir evi vardı ve bunlarla gurur duyuyor, rahatlıyor, belediyeden de araya adam koyarak böyle bir yer kaptığı için mutluydu.. hep bu mutluluğu hatırlatıyordu kendisine.. çıkarı, kazancı yerindeydi…

Kediye bakıyordu gülen gözlerle adam.. ama bir yiyecek vermiyordu.. kedi de bir beklenti içindeydi.. bir şey versin diye ayaklarına sürünüyordu da adam oralı bile olmuyordu.. müşterilerine getireceği böreğin ve çayın derdindeydi o.. kirayı düşünüyordu ve bu ay elektrik faturaları fazla gelmişti.. akrabaları çalışıyor, onlara da düşük ücret veriyor, birçoğunu da sigortasız çalıştırıyordu.. buna rağmen bol kazanç elde edemiyordu ve kediye mutlu gözlerle bakıyordu…Bu insanlar, bu kalabalık buraya nereden ve niçin gelmişlerdi.. çalışmaya gelenler zaten dükkanların içindeydi.. ama gidenler gelenler, yan gözlerle insanlara, kadınlara bakanlar, bir yere oturan kalkanlar.. uzak semtlerden buralara gelmişlerdi.. dükkanlar, kafeler, pastaneler vardı olmasına da buralara oturmak, çay içip bir şey yemek ciddi masraf anlamına geliyordu…

Taksi durağı, alçak binalar ve dükkanlar.. bulutlar aşağıya inmiş.. kabadayı kabadayı duran tipler var.. ışıklarda durmuş sabırsız karşıya geçmek isteyenler var.. kadınlı erkekli kalabalık.. simitçiler var ve yağmur da hafiften çiseliyor ve orda duruyordum… Çirkin deniz motorlarına doğru ilerleyen gençler var.. sarmaş dolaş ilerliyorlar.. iskelede gezintiye çıkmış gibi yürüyenler, denize bakanlar, kütüphane kafelere yollananlar var…

Haydarpaşa garına bakarak yürüyordu insanlar.. hafiften bir de yağmur yağıyor.. motorlar gelip gidiyor, boğaza doğru ilerleyenler de var.. bozuk bir megafondan boğaz boğaz diye bağıran bet sesli tipler de var.. koşanlar, bakanlar, yürüyenler ve kol kola girmiş tipler var.. meydan düzenlemesi devam ediyor… Deniz taksiler iskeleye bağlı.. simitçi arabasıyla ilerliyor.. arkadaşlar da şakalaşarak ilerliyor vapur iskelesine doğru.. vapur bekleniyor…

Hurra vapurlara doluşan insanların arasında ben de ilerlemeye çalışıyordum.. iskele ve çevre mekanından giderek vapur mekanına, deniz üstünde gidip gelen araca biniyor, oraya sıkışıyorduk ve insanlar da birbirlerini daha yakından görüyor, hatta yan yana oturuyorlardı…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın