Ümit Gezgin
Kitapçının önünde durdum.. sarışın sarmal kedi kitapların üzerinde sakin ve ileriye bakıyordu.. kitapların belki farkındaydı.. yeni çıkan kitaplar vardı.. o kitaplardan bazılarını da almak ve bir an önce okumaya başlamak istiyordum…

Kedilerin kitapları sevmesi normaldi.. sakin ve filozof tabiatlı canlılardı bu hayvanlar.. saatlerce bir yere bakabilir, uyur uyanır ve yine bir filozof gibi derin düşüncelere dalabilir.. birçok şeyi de bilebilir, sezebilir kedi.. orijinal, kendine özgü, karakteri olan hayvanlardır kediler…Körfeze doğru yaklaştığımda güneş her tarafı yakıyor ve bir kedinin gölgesi de yine beton iskelede uzuyordu…

Sahile inmiş ve Fenerbahçe marinaya doğru yürümüştüm.. elektrik direkleri ve beyaz yuvarlak lambaları vardı ve akşamları yanıyor, marinadaki yelkenliler, tekneler ve iri kayıklar aydınlanıyordu.. ayrıca güvenlik görevlileri de vardı marinada.. marinadaki milyonluk tekneleri koruyordu bu insanlar…

Tek tük ağaçlar vardı yaprakları açık yeşildi.. Ekim ayıydı ama üzerinden yıllar geçmişti.. 2022 yılının güneşli fotoğraflarına bakıyordum.. nereden bulmuştum bu fotoğrafları.. kaybolmamış ve ortaya çıkmıştı.. o zamanlar marina yerinde duruyor, tadilat ve tamirat başlamamış bulunuyordu.. şimdilerde yoğun bir iş yükü var burada.. marina el değiştirip gidip geldiği için şimdi de değişime uğruyordu…

Fotoğrafa bakarak Kurbağalıdere’ye doğru yollanmış ve oralarda resimler çizmiştim.. gölgeler tatlı bir şekilde uzanıyor, kahverengiler, onun tonları sarıya, vişne çürüğü rengine ve kavuniçine doğru birçok renk, güneşin çevresinde harelenmiş ve sonra dere civarına doluşmuştu.. işte ve ben de bu renkleri görmek ve anlatmak istiyordum…

Ekim olmasına rağmen bu güneş o zamanlar nereden çıktı böyle, diyorum içimden.. gölgeleri de gerek direklerin gerekse de ağaçların uzamıştı tatlı tatlı.. gökyüzünde tek bulut yoktu.. mavilik yukarıdan başlıyor ve ufuk çizgisine doğru alçalıyor ve grileşiyor ve kirleniyordu…

Tren istasyonunun ortasında durmuştum.. bakanlar vardı trenin geleceği raylara.. sonra Bostancı’nın tarihi istasyonu daha restorasyona girmemişti.. oradan bilet alıyor ve Eskişehir’e gidiyordum.. anılarım depreşti.. istasyonun yanında türlü bitkiler, çiçekler, ağaçlar vardı ve mavi gökyüzüne bir güzellik veriyordu martılar ve kargalarla birlikte…

Tarihi istasyonun öbür tarafında da eski binalar vardı ve bu da Bostancı tren istasyonun diğer tarihi, Fransızlardan kalma binalarıydı.. bu binalar şimdi atıl kalmıştı ve kimse oturmuyor, dahası artık bu binalar kullanılmıyordu.. adeta kaderine terkedilmiş vaziyetteydiler.. insanların da umrunda değildi bu tarihi istasyon binaları artık.. onları unutmuşlardı…






İlk yorum yapan siz olun