İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Duvarlarda resimler, tasarımlar, sanat eserleri ve hatıra belgeler…

Ümit Gezgin

Duvarlar dolu.. öğrencilerin tasarımları, çalışmaları ve çektikleri fotoğraflar var.. aynı zamanda belgeler, geçmişten gelen fotoğraflar da bulunuyor.. ayrıca karikatür ve resimler de da var.. bizler bu yüzlerce fotoğraf ve belge arasında geçmişi, şimdiyi ve geleceği konuşuyoruz…

Resim kağıtlarımı yanımda taşıyordum ve Kadıköy’deki kağıt toptancılarından almıştım kağıtları.. bol kağıt alıyordum ve bu kağıtları resim çizmek için kullanıyordum.. figürler.. odada figürler vardı ve ruh dünyaları bana aynı zamanda mekan içindeki ışıkla, kare, dikdörtgen ve üçgen formlarla birlikte bir çağrışım uyandırıyordu.. kağıt düzdü ve beyazdı.. çizgiler hareket halindeydi ve figürlerin durağan olmayan gerçekliğini ve bu gerçekliğin gerisindeki anlamı yansıtma aracı olarak belirginlik kazanıyordu…

Baktım, renkler dalgalanıyor.. bazı renkler uyum ve denge oluştururken, bazıları da nötr kalıyordu.. siyahlar, beyazlar, yeşil ve kahverengilerin dünyasında morlar da belirgin bir uyum ve hatta bazıları kontrast oluşturuyor, ordan da boşluğa, göz merceğine, beyin odacıklarına yansıyor, hem görselliği hem de düşünsel boyutu oluşturuyordu…

Masa çevresinde toplanılmıştı ve mor, kahverengi, pembe, beyaz ve türevleri renkler bir oluşum kategorisi meydana getiriyordu.. saçlarım hepten dökülmüştü ve sarı atkım belirgin bir renk gerçekliğini meydana getirirken, kırmızı, mor, kahverengi, gri ve mavilerle mekan kompozisyonu tamamlıyordu…

Odanın üstünde pencereler vardı.. hem dış dünyaya açık, hem doğayı kendine çeken.. sonbaharın ağaçları, yaprakları ve dalları.. tüm ıslak gerçekliği, yağmur sonrası varlığı ve ritmiyle odaya doluyor.. buradaki bizleri renk, biçim dengesine kavuşturuyordu.. ben çizgilerle hocaların tasvirlerini yaparken, aynı zamanda zamana anlam da katmaya çalışıyordum…

Sabahın erken saatlerinde yollara çıkıyordum.. sonbaharın kışa evrilen zamanlarında yaşadığımız için yollar hepten ıslak ve motorcular sorumsuzca birikmiş sulardan geçiyor, şımarık ergenler son model araçları kullanıyordu.. köşede hemen, sevimli ve bir arada kedi köpek heykel topluluğu vardı ve insanları görmüyordum, daha dışarı çıkmamışlardı…

Başıbüyük’teki kampüse gitmiş ve yağmur altında resimlerini çizmiştim kampüsün.. kuşlar uçuyor ve uzaklarda adalar gözüküyordu.. ıslaktı yerler ve kameriyelerde oturan gençler vardı.. sonrasında ortada da küçük, sevimli su havuzları…

Gökyüzü hafif hafif aralanmış, gri bulutların arasından mavi gökyüzü görünür olmuştu.. henüz yıldızlar yoktu ve zaten bu mevsimde gökyüzü sonsuzluğunda yıldızları, onların çevresinde dönen gezegenleri görmek pek olası değildi.. kağıtlarımı çıkarmış ve binaların Selçuklu mimarisine uygun yapı tarzlarını da içeren çizimler yapıyordum…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın