Hatice Kumbaracı Gürsöz
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu
Ressam
Güzel Sanatlar Akademisi’nden değerli hocalarımızdan Fethi Arda’nın adını taşıyan Arda Sanat Galerisi’nde 23 Mart – 28 Nisan’da Akademi’den ve şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden değerli mezunları ve benim can arkadaşlarımın bir aile sergisi açıldı. Ressam Zehra Aral 23 Mart’ta kıymetli eserleriyle açılışı yaptı. Bu aile sergisi sanata saygı olarak algılanabilir.

Zehra ve Cihat ile arkadaşlığım Akademi’ye giriş ve mezun olana kadar 5 yıllık bir dostluktan sonra üçümüzün de Sadi Diren Hoca’nın Seramik Atölyesi’nde öğrenim görene dek devam etti. Bu arada üç dost Fındıklı Ortaokulu’nda öğretmenliğe başladık. Bir müddet sonra Zehra ve Cihat sevgisi evliliğe kadar gitti. Şimdi övgü ile bahsettiğimiz Prof. Yiğit Aral bu mutlu evliliğin kıymetli bir hocası ve ressamı olarak aileye katıldı. Hayat tabii bir kısa cümle ile özetlenemez bu 54 yılı anlatan sanat serüveni.

Akademi’de Galeri’den sonra ben ve Cihat, Neşet Günal Atölyesi’nde öğrenim görürken Zehra karşı kapımızda Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyesi’nde öğrenim görüyordu. Cihat, Neşet Günal Atölyesi’nin “massier” (sınıf başkanı) idi. Arkadaşlığımız yanında güven ve yol göstericiliği de vardı. Bayağı da çekinirdik Atölye Cihat’tan ve ondan sorulurdu örnek bir öğrenci idi.

1969 yılında Akademi’den mezun olduktan sonra Avrupa imtihanına girerek arkadaşlığımız devam etti. İmtihan neticesi hepimiz için iyi bitti ama ben Paris gitmeyerek çok kısa Özdemir Altan’ın asistanlığı ve sonra da memleketim olan Adana’ya dönüp kısa bir süre öğretmenlik yaptım. O sırada Diplomat olan eşim Bahattin’le evlenip; dört yıllık Fransa tahsilini 43 yıl 5 ülkede diplomat eşi olarak Dünya sanatını incelemeye bıraktım. Paris’te eşimin yolu Cihat ve Zehra ile kesişti. Yiğit o vakit iri gözleri olan güzel bir bebekti. Bu hayattaki beraberlik; gelelim sanata.

Zehra Aral
Zehra Aral, Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyesi’nde kabiliyetli bir öğrenci idi. Sanatın sorumluluk bilincine varmış işine ciddiye almış sanatçı kimliğini kanıtlamış olarak 1968 yılında mezun oldu. Zaman ve mekân ilişkisi figüratif desenleri ve pentürleriyle kendini anlatır. Peyzajda renklerin dinamizmi tuvaldeki yerini duygusal bir anlatıma bırakır. Bu anlatım soyut bir biçimde yerini alır. Zaman zaman sarı renkle eserlerine bir hüzün katar. Yaşamda sanatın canlı kalabilmesi için ifade gücünü ve renk armonileri ile yaptığı pentürlerin bazı eserlerinin tekrarını ayrı tuvallerde işleyerek hüznü anlatır. Sağlık sorunları nedeniyle, ellerini kullanabilmek için çok gayret sarf eder. Sanki vücut programlanmış gibi sanat kapısını el değiştirerek açar. Yapıtlarında isyankâr değil aksine doğruya ve iyiye ulaşma çabasını görürüz.içindeki yaşama sevincini kaybetmeden
Nazım Hikmetin dediği gibi;
“İnanın,
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar,
Işıklı maviliklere süreceğiz.”
Yaşamda sağlık sorunlarını hiçe sayarak âşık olduğu sanatta yükselerek yerini alır. Temennim Cihat’la olan ömrünüz sağlıklı bir şekilde devam ederken, paletin hiç kurumasın sevgili kardeşim.
Cihat Aral
Cihat, Türk Resim Sanatında sessizce ilerleyip kalender yapısı ile figüratif resmin usta anlatıcısıdır. Yaşamın hüzünlü ve adaletsiz yanlarını şiirsel bir biçimde anlattığı kompozisyonları ile disiplinli bir şekilde imzasını atmıştır. Politik görüşleriyle topluma olan duyarlılığını eserlerinde pentür olarak anlatan izleyiciyi düşünmeye iten renk ve leke armonisi ile ve vurgulu konturlarla temayı resmin içinde yaşatmaktadır. Cihat Aral ve eşi Zehra ile hiç bağımız kopmadı. Hüznümüzü ve sevincimizi aralıklarla olsa da paylaştık.
Cihat’ın sanatçı kimliğini yansıtmam gerekirse, onu kendine özgü tasarımından hiçbir zaman ödün vermeyen, uluslararası sanat platformunda adı Türk resim tarihine geçmiş ama bunları mütevazı kişiliğiyle konu etmeyen bir sanatçı diye tanımlarım. Toplumun hüzünlü ifadesini, mücadelesini, şiddeti, yoksulluğu, haksızlığı sanatçının özgün üslubuyla renk, leke ve konturlarla bezenen figüratif kompozisyonları kendi düşsel zenginliğiyle bir bütün oluşturuyor. Aynı atölyenin sanatçısı olarak onu adım adım izledim.
Kendisi atölye “massier”si olarak hem Neşet Hoca’ya asistanlık yapmış hem de bize çalışma disipliniyle örnek olmuştur. Her eserinin bir hikâyesi olduğu gibi toplumun içindeki politik ve yaşamsal konuları sanatçı duyarlılığı ile tuvaline yansıtmıştır. Eserlerindeki renk ve leke kompozisyonları, fırça darbeleriyle bütünleşerek, figüratif tarzda ifade edilmiştir. Yaşayan gerçeklerin hüznünü, serginin tamamı ise heyecanı yaşattı. Eserlerinin detayına baktığımda yer yer Zehra ile bütünleşmiş portresini gördüm bu da aşkı, sevgiyi ve bağlılığı ifade ediyordu. Hayat mücadelesi sarının her tonunda hüznün ve acının kirlenmişliğini yansıtıyordu. Cihat’ın eserleri sizi de içine alarak yaşamın ve doğanın bir parçası kılıyor. Eğer Can Yücel, Cihat’ın resimlerini şiirleriyle ifade etseydi ruhunda gizli kalmış hüznü, heyecanı, başkaldırışı haykırışlarla sözlere dökerdi. Bu arada yaptığı peyzajın dinginliği, Sergi ’ye bir balans kazandırmış.
Adana’daki sarı sıcağı ben Cihat’ın eserlerinde çok hissettim. Sanatçının yüceliği ve sanatçı olmanın gerekliliği insan olmaktan geçer. Yıllardır tanıdığım Cihat maddiyattan uzak bir yaklaşımla, sanatından ve kişiliğinden ödün vermeksizin, Yaşamın gerçeklerini insanlarla bütünleştirip ürettiği eserleriyle paylaşmıştır. Sanatçı kimliğinin yanı sıra Devlet Resim Heykel Müzesi müdürlüğü ve Akademi’de dekan olarak çalışmıştır.
Uzun süre genç sanatçılara örnek olacağı sanatçı kimliğiyle Cihat Aral’ı kutlarım. Bu kadar güzel eserlere ev sahipliği yaptığı için Arda Sanat Galerisi’ne ve Galeri yöneticisi Sayın Övgü Arda ve Ender Başaran’a teşekkür etmemiz gerekir
Ömer Yiğit Aral
1971 yılında Samsun’da doğan sanatçı 1996 yılında MSÜ GSF’sinden mezun olmuştur. Mesleki araştırmalarda bulunmak için ABD’ye gitmiştir. Döndükten sonra Sanat Eserleri Konservasyonu ve Restorasyonu Bölümü’nde Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktadır. Sanatçı kişiliği birkaç satıra sığdırılamaz.
Sanatçının eserlerine baktığımızda Dünya’nın karanlık yüzünü harpleri ve vahşetin metaforik bir evrenin fantastik bir biçimde mitolojik hikayelerinin kavramlarıyla harmanlaştığı düzeni masumiyet penceresinden sunuşunu görürüz. Onun eserlerini incelediğimizde sanki bir rüyada gibisiniz. İzleyicinin büyük bir realizmle belki de kaçmak istediği düşüncelerle yüzleşmesidir. Yunan mitolojisindeki hikâyeler bazen sizi rüya âlemine sürükler, “Cennetin Uykusu” isimli eserinde evrenin bir başka yönünü görüyorsunuz hepsi acı ve mutsuzluk, metafizik, doğa ötesi konular, sürrealist tekniğiyle sizi başka bir âleme sürüklüyor. Eminim bu eserleri yaratırken ruhen çok yorulmuştur.
Yaptığı eserler “Airbrush” tekniğiyle fırça darbelerini ortadan kaldırıp konturları kaybederek sizi derinliğe çeker. İmza atmaya gereksinmeden sunar. Yapıtlarını gördüğümüzde Yiğit Aral’ın eseri dedirtir. Size tabiatın varlıklarını harp felaketiyle Dünya’nın yok oluşunu anlatır. Bu kadar değerli bir sanatçıya en iyi temennim, “Paletin hiç kurumasın, Çağdaş Türk Resminden eserlerin hiç eksilmesin”.
Başkent’ten şimdilik bu kadar sanat ve güzelliklerin eksilmeyeceği bir Dünya diliyorum.






İlk yorum yapan siz olun