Ümit Gezgin
Sabaha kadar yazıları yetiştireceğim, diye çaba sarfettikten ve kuşlar, özellikle martılar canhıraş bağrışlarla uçmaya başladığında ben de yatağa doğru yollanıyordum.. ancak yazılarımı bitirmiş ve gazeteye yerleştirmiştim…

Sabah da doğal olarak öğleye doğru kalkabildim.. kalkar kalkmaz da dışarıya çıktım.. güneş parıl parıl.. gökyüzünde tek tük beyaz, pamuk gibi bulutlar.. aşağıya doğru ilerledim ve Kızılltoprak’a doğru yürümeye başladım.. alışkanlıklarımdan biri de yürürken fotoğraf çekmektir.. özellikle sanatsal açılara, estetik değerlere ve belgesel bulgulara fotoğraf hassasiyeti gösteririm…

Kaldırımların üzerinden ilerledim.. gökyüzündeki bulutlara bakarken ve tarihi Zühtü Paşa Cami’ne bakarak, tarihi ağaçları görerek ve hemen yanında Opet benzin istasyonunun sorun oluşturup oluşturmayacağını, düşünerek Kızıltoprak’ın oralardan adım adım ilerliyordum… Rüştiye Sokak tabelasını görüyordum.. sonra insanlar vardı şapır şapır terledikleri ve güneşten sıkıldıkları her hallerinden belli oluyordu…

Öğleyi hafiften geçiyordu saat bir yere oturayım da hiç değilse bir şeyler yiyeyim, kitap okuyayım, diye düşünüyordum.. bunun için mutlaka çantamda üç beş kitap taşırdım… Tarihi Zühtüpaşa Cami’nin arkasında apartmanlar heyula gibi yükseliyordu.. yanındaki tarihi köşkün ne amaçla kullanıldığını bilmiyordum.. ayrıca tahminim Zühtü Paşa yaşadığı zamanlarda o köşkü belki kullanıyordu ve önündeki geniş bahçeliğe de hayır olsun, diye kendi adına Zühtü Paşa Cami’ni yaptırdı… Daha sonra da ne akılla olduğu belirsiz, benzin istasyonu inşa edildi.. bir yangın veya petrol patlaması anında herhalde hem tarih zarar görecek hem de çevre.. bunu nasıl hesaplayamıyorlar, anlamak da mümkün değil…

Arabalar vızır vızır geçiyor da.. ışıklara bile dikkat etmeden karşıya geçmeye çalışanlar var.. sıcaklık artıyor, bunalıyoruz, diyerek acele etmeye ne gerek var.. benzin istasyonu da yükünü iyisinden almış.. durmadan arabalar giriyor çıkıyor.. istasyonların marketleri de kar elde etmede birbirleriyle yaraşıyorlar adeta… Trafik cezalarının arttırılması lazım.. kurallara uymayanlar nasıl akıllanacaklar başka türlü…

Büyük ağaçların da olduğunu görüyorum kaldırım üstünde.. ileriye, Kızıltoprak’tan Fenerbahçe Stadyumu’na doğru yürürken görüyorum büyük, dev ağaçları.. oradaki, her zaman Halk Ekmek büfesinin kenarında konuşlanan ayakkabı boyacası bile, ağaçların gölgelerine iyisinden sığınmış.. Ben de hemen köşedeki Mado’da oturayım da bir mini kahvaltı yapayım, dedim ama.. sonrasında pişman oldum.. hem beş yüz lira gibi kazık bir fiyat çıkardılar.. iki berbat çay, mini kahvaltı.. kıytırıktan üç parça küçük ekmekçik.. üç beş zeytin. küçücük peynir.. şu bu.. iki de küçük şişe su.. bunlara beş yüz liraya yakın para ödedim.. Mado da dökülüyor.. böyle bir zincir işletme nasıl denetlenmez de kişilerin insiyatiflerine bırakılır.. onlar da kendi kafalarına göre davranırlar… Gelen giden de bu yüzden az herhalde, diye düşündüm…


Beceriksizlik veya işi ciddiye almama.. başta iyi başlama ama sonunu getirememe veya getirmeme her yerde var.. olacak şey değil ama.. yapacak da bir şey yok… Oturayım, bir soluklanıp, kitap okuyup, resim çizeyim dedim ama.. zangoç gibi başıma dikildiler.. bir rahat etmek istiyor insan, soluklanmak ve kendi başına kalmak… Geçenlerde de otobüste kitap okumaya çalışıyorum, önümde ayakta duran yaşlıca bir bey, eğilip eğilip nasıl bir kitap okuduğuma bakıyor.. kitabın ismini öğrenmeye çalışıyor.. kimin yazdığına bakıyor.. ne olacaksa… Zaten okuma sefalet düzeyinde.. bir de bazılarının zihni bölünmüş vaziyette.. kitapta bile her kitabı, her yazarın kitabını önyargılarından dolayı okumuyorlar…


Sorumsuz arabalar dört bir yandan hızlıca hareket ediyor ve ne ışık tanıyor, ne de yaya.. tek tük bulutlar, parlak ve büyüyen güneşin altında, mavi sonsuzlukta dönenip duruyor.. kimse güneşe bakamadığı için onların parlak beyazlığı gölge olarak yeryüzüne yansıyordu… Hürkuş’un heykeli de köşedeydi.. dandik bir kaide üzerinde yükseltmişlerdi heykeli.. aslında heykel başarılıydı ama.. kaide felaketti.. o da kötü gösteriyordu heykeli.. kıyıya köşeye atılmış olan heykel, kaidesinin felaketinden dolayı iyisinden kaybolmuş gibi duruyordu…






İlk yorum yapan siz olun