Ümit Gezgin
Anılarımızı yazacak yaşlara geldik.. güzel insanlar, gerçek sanatçı, sanatçı dostu, eğitimci hocalar, büyüklerimiz bir bir dünyayı terkediyor ve ben onlarla ortak birçok anıya da sahip olduğumu görüyorum…

Eleştirmenlerden, Felsefecilerden, düşünürlerden, Prof. İsmail Tunalı hocamızı yakından tanımıştım.. bilge bir insandı.. keza Abdülkadir Günyaz..az konuşur ama, öz konuşurdu.. birçok şeyin arka planını çok iyi bilirdi.. sanatla sanat olmayanı, rahmetli Sanat Çevresi Dergisi sahibi Hamit Kınaytürk abimiz gibi O da ayırırdı.. büyüğümüzdü.. birçok defalar oturup, konuştuk, fikir alış verişinde bulunduk.. onun da diğer büyüklerimin de sözlerini dinlerdim.. gerçek bir bilge insandı rahmetli.. Prof. Kaya Özsezgin hocam da.. açıklamalarında, konuşmalarında güven verirdi.. sakin, kendine güvenen, bilmediği konuları öğrenmeye çalışan, samimi bir insandı…

Sadece yazarlar değil.. ressamlardan da birçoğu vefat ettiği tanıdıklarım arasından.. hocalarım vefat etti… Lisans hocalarım, Prof. Ramiz Aydın ve Prof. İsa Başoğlu vefat etti… Atatürk Eğitim Resim Öğretmenliği’nde, hocamız, abimiz, büyüğümüz olmuş birçok hocamız vefat etti, göçtü gitti… Prof. Erol Özden, Prof. Dinçer Erimez, Prof. Erol Bulut, Yüksek Lisans hocam Prof. Şadan Bezeyiş, Doktora hocam, Prof. Özer Kabaş… Her biri tek tek göçtü gitti ve bilgilerinden, eğitimlerinden, sanatlarından bizleri yoksun bıraktılar…

Yaşamak, hayat, dünya.. böyle bir şey demek ki.. demek ki.. iyi anılmak için iyi insan olmak, bildiğini, sanatını saklamamak gerek demek.. bunları da zorlama olarak değil, doğal, hümanist bir yaşam biçimi olarak sürdürmek gerek…

İşte, Fuat Acaroğlu‘nu da bu doğallık içinde hatırlıyorum.. birçok kere karşılaşmış.. derin olmasa da sohbet etmiştik.. doğal, içten bir insandı.. Mimar Sinan’da okuduğum zamanlarda da kendi halinde tavrıyla ilgimi çekerdi.. motoruyla okula gelip giderdi.. bazıları giyim kuşamından dolayı ona Dantaryan, derlerdi.. herkes onu benimsemiş, takılacak kadar samimi bulmuştu… Prof. Cihat Aral hocamı aradığım bir gün, O’nunla karşılaşmış, bilgece öğütler almıştım.. samimi, içten, alçakgönüllü bir insandı…

Daha sonra yıllar içinde zaman zaman karşılaştık, ayaküstü konuştuk Fuat Acaroğlu’yla.. her zaman için samimiyetini ve alçakgönüllülüğünü korumuştur.. insan yönü kuvvetli bir insandı Fuat Acaroğlu...

Yıllar yılları kovalıyor.. Salah Birsel belli bir yaştan sonra artık haftalar gün gibi geçmeye başlar, diyordu haklı olarak.. gerçekten de öyle olduğu yaş altmışa dayanınca daha iyi anlamaya başladım.. yaşlılık başlangıcı mı, orta yaş sonu sendromumu tam anlamak mümkün değil.. ama işte.. hocalarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, büyüklerimiz çekip gidiyorlar dünyadan.. bilinmeyen bir aleme yolculuk yapıyorlar… Burada bizleri tek başına bırakıyorlar ve bizler onları anılarda yaşıyoruz, anıyoruz ve düşünüp hüzünleniyoruz sadece…

Fuat Acaroğlu sanatında da samimiydi.. içinden geldiği, özgün, yoruma ulaşmış bir figür resmini kurguluyordu.. ünlü omak, para peşinden koşmak, sanatını piyasa için değiştirmek gibi snobça yollara sapmadı.. bildiği, inandığı değerlerin, sanat görüşünün izinden giderek üretimlerini samimiyetle sürdürdü… Bu yönüyle de sanatına bakıldığında özgün ve kılıcı bir çizgi izlediğini söylemek lazım.. bütün popüler ve piyasa işi olana uzak.. kendi kulvarında, kendi özgün dünyasında tam bir Donkişot olarak yaşadı ve üretti Fuat Acaroğlu…






İlk yorum yapan siz olun