İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

HALİÇ’TE GÜN BATIMI ve HALİÇ’e  ŞİİR BIRAKMAK

                                  Nusret Karaca

29 Ağustos 2024 Perşembe

Bugün yine Kadıköy’den Haliç’e yolculuk…

13.00 Vapuru suları yara yara yol alıyor tarihin Khalkedon’undan Golden Horn’una doğru.

Yetiştiğim semtime aidiyet duygumu hiç yitirmedim.

Çocukluğum,delikanlılık,öğrencilik ve öğretmenlik günlerim…

..

Eyüpsultan iskelesindeyim.

Ruzgâr yüzümü hafiften okşuyor saçlarım uçuşurken.

Bir fotoğraf karesi daha giriyor telefon galerime…

İlk uğrak yerim Artİstanbul Feshane.

Osmanlı Devleti’nin Feshanesi.

Bir zamanların Sümerbank Fabrikası.

Geçtiğimiz aylarda bazı sergi ve söyleşilere sürüklemişti beni ayaklarım.

Alanda yeni açılmış bir mekân çarpıyor gözüme.

Güzel dizayn edilmiş.Adı “Lokanta Safderun”

Merak!

Çalışanlarla tanışıyorum.

İletişim numarasını rica ediyorum.

Ayaküstü söyleşiyoruz.

Çalışanları güler yüzlü. Kısa bir sohbet…

Sonra Artİstanbul Feshane binası…

Yeni döneme etkinlik hazırlıklıları sürüyor.

Kütüphanede bir söyleşi var.Sonra

Bel-Tur’da bir bardak çay.

Ardından kısa bir tramvay yolculuğu ile ver elini Silâhtarağa.

Emniyettepe’deyim.

Arkadaşlarla kucaklaşma.

Kimlerle karşılaşabildiysem.

Sıcak,samimi sohbetler orada da sürüyor.

Bilgi Üniversitesi yanı bir zamanlar sabit pazardı.

Top oynadığımız çayır artık otopark.

Kulaklarım çınlıyor.

Sanki mahalle maçımız var.

Dönüşte Eyüp Çarşısı…

Foto Metin’in anısına arşiv bölümünün de  bulunduğu pasajda iki bardak çay,yanında tarihi Akmanoğlu Fırınından bir sıcak simit.

Metin Dede’nin Şark Kahvehanesini arıyor gözüm…

O da tarihin derinliklerinde.

Eyüpsultan Camii kalabalık…

Güvercinler arasından sahile yürüyüş.

Kaptan Paşa Camii altında “Eyüp Oyuncakları”na takılıyor gözüm.

Okulum tarihi eski Eyüp Lisesi binası. “Reşadiye Numune Mektebi”

Okuduğum sınıflardan birinin penceresine bakarak  sanki  o yılları yaşıyorum…

Ve Kadıköy’e dönüş yolu…

İskeledeyim.

Vapur hareket ediyor…

“Haliç’te Gün batımı”

Arşivime bir kare daha!

Bugün ve daha önce çekilen fotoğraflardan bazılarını seçip ayırıyorum yeni yazım için.

Yolculuk sürüyor…

Galata Köprüsü gözüktü…

Ve  “Ben” yine “Haliç”

Ve yine şiirler bırakıyorum Haliç’in sularına.

 BEN HALİÇ’İN ÇOCUĞUYUM

“Ben mi”?

“Efendim..! Küçükken…”

………….

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Eyüp’te büyüdüm.

Sütlüce’den Balat’a

Sandallarla

Ben geçtim

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Orada

Erken çalardı fabrika boruları

İşçiler otururdu

Sırt sırta vermiş evlerde

İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından

Biz çocuklar

Kana kana içerdik suları

Eyüp çeşmelerinden

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Sokaklarında

Top oynardı bebeler

Ellerinde yağlı ekmeklerle

Güler yüzlüydü insanları

Ve…

Kahvelerde toplanırlardı

Büyükler akşamları

Ben Haliç’in çocuğuyum

Kokular yayılırdı

Martıların uğramadığı

Alibey Deresi’nden

Oranın çamurunda

Son balıkları

Ben tutmaya çalıştım

Çocuk aklımla

Oltalar yapardım tellerden

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Yorgun çökerdi güneş akşamları

Evlerin damlarına

Geç yatılır

Erken kalkılırdı

O küçücük evlerde

Bilseniz

Ne hayaller yaşanırdı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Aklımda hep Haliç

Eyüp Sultan’da kuşlar

Avlusunda dua eden annem

Dışarıda simitçiler

Simdi

Babam

Annem

Bir de

Kardeşim kaldı mezarda

Aklım hâlâ Haliç’te

Gördüm

Eski Galata Köprüsü’nü de,

Hasköy’e çekmişler

Peki…

İstanbul Nerede?

Ben

İstanbul çocuğuyum

Şimdi

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben Haliç’in çocuğuyum.

…..

“Amca…!

Martılar uğramaz mı buralara…”

…..

Ben Haliç’in çocuğuyum

Küçükken de buralarda

Yağmurlar yağardı

Yatak döşek

İnsanlar

Dışarılarda yatardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Oy istemeye gelirlerdi buralara

Dayılarla, amcalar

Sonra bir daha uğramazlardı

Onları gördüğümüz

Yalnızca bayramlardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Esnaflar

Kendileri yaparlardı yolları

Sonra birileri gelir

Birileri adına

Toplarlardı paraları

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Bir zamanlar

Kendi hallerinde

Yaşarlarken insanlar

Gelmezlerdi

Arsa almaya

Büyük büyük adamlar

Şimdi

Kalmadı el atılacak yer

Ve…

Para etmeye başladı ya buraları

Üşüştü yine

Dayılar… amcalar

Ve…

Tüm akrabaları

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Değişene kadar

Yazgısı buraların

Yazacağım durmadan

Ben

İstanbul çocuğuyum

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben Haliç’in çocuğuyum

….

“Mavi mi? … O da ne?”

….

Ben Haliç’in çocuğuyum

Düşlerimde

Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma

Kıyıda beni

Küçük bir sandal karşılardı

Saçlarımı da

Hafif bir rüzgâr okşardı

Bahçemizde

Hanımelleri açar

Papatyalar

Gelincikler coşardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Fener’de

Bir sandaldı oyun odamız

İlk sigarayı orada içtim gizlice

İlk birayı

Balat’ta bir meyhanede

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Defterdar surlarında

Çadırları arasında Çingenelerin

Futbol oynardım ben

Temelleri atılırken

Haliç Köprüsü’nün

Sırtım

Kan ter içerisindeyken

Ben

Haliç’in çocuğuyum

39 numara geçerdi

Aksaray’dan Alibeyköy’e

49…

Kambur otobüs

Taksim’e

47…

Şişhane’ye

Ayakkapı’nın dar sokaklarından geçerdi

Magirus otobüsler

Pahalı da olsa

Tıka basa doluydu

Kasımpaşa’ya giden

Küçük minibüsler

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Alibey Deresi’ne

Lağımlar karışırken

Şenbağ’dan

Karadolap’a inerdik

Gül sinemasına giderken

Çırçır’da

Sıyırırdık paçalarımızı

Geçerken dönüşte

Tahta Köprü’den

Paylaşırdık çocuklarla

Kalan paralarımızı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Eyüp’te Pierre-Loti

Köşe başında

Sultan muhallebi

Ve

Şark Kahvesi’nde

Ak sakallı

Metin dede

Ah…!

Ne anılarım vardır

Oraların

Kıyısında köşesinde

…..

“Hoşgeldiniz…! Geldiniz de!”

….

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Greve girince işçiler

Arkadaşlarım

Fabrikalarda yatardı

İşsiz kalınca

Mustafa

Süleyman

Hüseyin

Dışarıda çorap satarlardı.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Güzeltepe’nin

İşçi çocukları

Sokaklarda

Misket

Çelik çomak oynarlardı

Arkadaşlarım vardı oralarda

Üçkâğıtçılara direnir

Onlarla güreş tutarlardı.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Emniyettepe’de kondular

Boş arsaları

Zamanla doldurdular

İki oda yapanlar

Birer yuva kurdular.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Silahtarağa’da

Salıpazarı vardı

Sıcakta

Haliç pislik kokardı

Üf…! deyip

Burunlarını tıkarlardı

Uzaklardan gelenler

Düzenlendi

Toparlandı ya buraları

Onlar oldu

İlk gelenler

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Saatleri

Fabrika düdüklerinden ayarlardık

Yıllarca

Hep yalanlarla oyalandık

Çamur doluydu

Taş ocağında kaldırımlar

Kim söz verirse

Seçim önceleri

Onlara kanarlardı

Umut dolu insanlar

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Mavi Haliç’ti

Çay bahçemizin adı

Denizin mavisinden

Martılardan uzak

Kim bilir

Bir mavi düştü bizimkisi belki

Ama yine de

Bir başkaydı

Haliç’te çocukluğun keyfi

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Kâğıthane Sadabad

Tarihte buraları

Lale devrindeydi

Benim de çocukluğum

Hep oralarda geçti

Çamlık’tı oynadığımız yer

Şimdi buralarda

Gökdelenler diktiler

Pis kokarken çevremiz

Beyefendiler…

Hanımefendiler…

Acaba o zamanlar

Nerelerdeydiler?..

….

“Yüreğime vuruyor dalgalar”

Ben Haliç’in çocuğuyum

Merhaba kahveci Mehmet

Merhaba büfeci Oylum

Kokoreççi Aziz… Boyacı Ahmet

Merhaba işçi kızlarım

Merhaba

Haliç’in güzel insanları

Yıkılmış gecekondulardan

Eşyaları yerlere atılmış

Fabrika işçileri

Nerelerdesiniz?

Nerelerde?

Bakın

Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere

Gözyaşlarımı ise

Haliç’e

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Neredesin İzmirli Muhtar Amca

Ayakkabıcı Dayko

Berber Kâni

Nerelerdesiniz…

Çocukluk arkadaşlarım

Nerede top oynadığımız çayırlar

Bacası duman tüten fabrikalar

Nereye karıştı…

Haliç sularındaki mavi düşlerim

Canlı fotoğraflarım

Çocukluk anılarım

Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar

Oturmaya gelen

Anneannem

Ak sakallı dedem

Neredesiniz anneciğim, babacığım

Nerede Haliç’teki ayak izlerim

Ben

İstanbul çocuğuyum

Şimdi

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Nusret KARACA

…………………………

(*) Fotoğraflar:Nusret Karaca Arşivi

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin