Ümit Gezgin
Feneryolu ışıklarda karşıdan karşıya geçiyordu insanlar.. ben de ışıklara doğru yürüyordum.. bir sürü insan vardı karşıya geçen.. beyaz köşkün oraya geçiyordu çoğu, oradan da daha aşağılara, Fenerbahçe sahile doğru iniyorlardı.. dükkanlara giren çıkan insanlar vardı.. dükkanlarda bekleyen çalışanlar vardı.. yıllardır aynı kişileri görüyordum dükkanlarda.. adeta akraba olmuştuk…

Köşede kafe vardı, çoğu genç insanlar da oraya oturur, çevrede gelip gidenlere bakarlar ve geçenlere göz atarlar.. araçlara, inşaat kamyonlarına, taksilere.. gelip geçen insanlarla ilgili her şeye bakıyorlardı.. bakmak onlar için var oluşun idraki gibiydi adeta…

Potlaç Kafe’ye doğru ilerliyordum.. eski tren yolunun üstünden geçip ilerleyecektim.. Feneryolu Sitesi’ne bakarak ve onların fotoğraflarını çekerek ilerliyordum.. yeşil çimenler önümde güneş ışığıyla iyisinden parlak bir şekilde görünüyordu.. motorlar, bisikletler bağlıydı.. oturanlar vardı.. bir sürü oturanlar.. ağaçlar gölge yapıyor, insanlar gölgelere sığınıyoralardı…

Potlaç Kafe’de oturmuş da dedikoduya başlamıştı orta yaş ve yaşlı gruptaki insanlar.. güneş gözlüklerine vuruyor, onlar da güneşten başlarını çeviriyorlardı.. saksılar içinde çiçekler, güller, kaktüsler vardı.. kimse saksıları ve içindeki çiçekleri umursamıyordu… İçimden bu insanlar masalara oturup oturup ne konuşuyorlar böyle diyordum içimden…


Geçtim tünelden.. tünel gibi hissediyordum kapalı, camlı sabit pazarı.. Kadın Kooperatifi burdaydı ve hem kafe işletiyorlar, hem yemek yapıyorlar, satıyorlar ve hem de incik boncuk, küçük nesneler yapıp satıyorlardı… Yetmiş yıllık bina işte karşımdaydı.. araçlar yolu, her tarafı kaplamıştı.. insanların geçeceği yer kalmamıştı… Güneş vuruyordu yüzüme…






İlk yorum yapan siz olun