Ümit Gezgin
Sabahın kör karanlığında sokağa çıktığımda ayazın her yanı kasıp kavurduğunu daha iyi anladım.. yedi civarıydı saat ve Ocak ayına girmiştik.. yeni bir yıl başlamıştı ve bu erken saatlerde kimseler yoktu sokaklarda.. ileriye doğru, Starbucks kafeye doğru ilerlerken köşede de kedi köpek heykelini gördüm.. yeşillikler içinde kalmıştı.. yol kenarlarındaki araçlar da bana üşümüş gibi geldi.. bazılarının camları buz kesmişti.. gökyüzü laciverde bulanmış, beyaz badanalı apartmanlar lamba ışıklarıyla parlıyordu…

Kaldırımda yürüyor, biraz da üşüyorum.. bir yandan da fotoğraf çekiyorum.. tek tük ışıkları yanıyor apartmanların.. demek ki diyorum işe güce gitmek için onlar da erken kalkmışlar.. ben Yeni Yüzyıl Üniversitesi’ndeki dersime gitmek için yola çıkıyorum.. her cuma günü teorik derslerim var orada.. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’nde, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde.. Mimarlık Tarihi, Güncel Sanat ve Tasarım Tarihi derslerim var.. dersleri daha çok görsel seçeneklerle anlatıyorum.. internetin olması büyük kolaylıklar sağlıyor, hem bana hem de öğrencilere…

Hava daha aydınlanmamıştı.. karanlıktı hala ve ışıkları yanıyordu sokakların ve caddelerin.. Aslı Börek’in oraya geldiğimde hem orası açıktı hem de Kahve Dünyası.. bu kadar erken açtıklarına göre, çalışanlar ne zaman kalkıp buraya geliyorlar, diye düşündüm içimden.. çalışma koşulları düşünülünce acımasız geliyordu insana.. beşte kalkacaklar, şehrin bir köşesinden buraya geleceklerdi.. peki poğaçalar, börekler, çaylar, kahveler ne zaman hazırlanıyordu sıcak sıcak…

Kaldırım kenarlarında genç ağaçlar vardı.. diri dallar ve kuşlar uyanmış, şehir de hafiften canlanmaya başlamıştı.. soğuk ellerimi yakıyordu.. gölgeleri de ağaçların kaldırımı kesiyordu.. çiçekler ve yol kenarlarındaki çimenler de büyümüştü.. ilerlerde dükkanlardan bazılarının da ışıkları yanıyordu.. bunlar genelde çevredeki kafelerdi.. birçok kafe vardı Fenerbahçe Feneryolu hattında.. buraya eskiden Fenere Giden Yol: Feneryolu diyorlarmış.. tren hatları ve yük vagonları kaldırılınca da sadece ismi kalmış.. yollar da değişmiş, tren hatları da.. raylar da elbet sökülüp atılmış…

Sarı ışıkları vurmuştu bazı lambaların kaldırımlara.. bozuk kaldırımlar vardı ve onlar inşaatların daha çok önünde uzanıyordu.. inşaatlar bitince kaldırımlar da düzeliyor, yeni kaldırım taşları döşeniyordu.. lacivert gökyüzü yekpare uzanıyordu.. tam köşede de bir kahve kafe vardı.. oraya daha çok gençler oturuyordu.. sabahın bu erken saatlerinde kapılıydı orası..ışıkları yanıyordu köşe lambalarının ve trafik ışıkları da şimdi yayalara yandı.. hurra bir kalabalık bu tarafa geçiyordu.. ben de karşı tarafa Marmaray’la Cevizlibağ’a gidecektim…

Potlaç Kadın Kooperatifi’ne doğru ışıklardan geçerek yürüdüm.. tümsekte kalmıştı minik park.. sonra da Sabit Belediye Pazar’ının kapalı çarşısının kapısı görünüyordu.. asırlık ağaç kesilmiş ve örgüyle de giydirilmişti.. insanlar acele acele koşuşturuyor, kah trene yetişmeye, kah ışıklardan karşıya geçmeye çalışıyorlardı.. muhtemeldir ki bu civardaki dükkanlarda çalışan işçilerdi çoğu.. bir de evlere temizliğe giden temizlikçiler vardı…






İlk yorum yapan siz olun