Ümit Gezgin
İlkönce sokağa adım atıyorsun oturduğun yerden çıktığında.. elbet bizler aynı zamanda tarihsel bir varlık da olduğumuzdan.. her an geçmişe, geleceği kurmak için müracaat ediyoruz…

Çok katmanlı anlamlar oluşturur şehrin sokak ve meydanları.. perspektif çizgilerini zaten ben de arıyorum dışarılara çıktığımda şehrin sokaklarında ve caddelerinde.. çünkü her ikisinde de uzayan türlü ağaçları görüyorum.. yürüdüğüm yerde yeni bitmiş apartmanlar da var.. yokuş yukarı çıkarken tek tük genç insanları da yol boyunca görüyorum.. park etmiş araçları sonra.. ciddi park sorunu var artık kentte…

Sonra meydanlar, sokak araları ve ana caddeler.. alış verişe açılmış ve tramvayların dışında araç trafiğine kapatılmış caddeler, alış verişlerin canlı yaşandığı her türlü yiyecek ve içecek dükkanlarının arzı endam ettiği yerler.. yağmur, kar, rüzgar demeden kaldırımlar, dükkanların önleri içleri insan kaynıyordu..insan davranışlarını gözlemliyordum kalabalık noktalarda.. gençler birbirlerine bakıyor, hava atıyorlar, masalara oturup kendilerinden geçiyorlardı…

Sokakların, meydanların ve caddelerin de kendine özgü karakterleri vardır.. her kültürün, hatta coğrafyanın sokak, meydan ve cadde anlayışları farklı farklıdır.. yürüyordum Bahariye Caddesi’ne doğru yürüyordum ve birbirine benzer sokaklardan geçiyordum.. aslında sokaklar birbirine benzemiyordu.. çünkü her sokaktaki apartmanda farklı insanlar, aileler yaşıyordu.. her birinin düşüncesi, düşü, istek ve beklentileri farklıydı.. hayata da farklı pencerelerden bakıyorlardı.. binaların yüzeyleri birbirine benziyordu.. tek tük farklı ağaçlar vardı.. dalları eğmiş, kırılmış, yaprakları dökülmüş.. çam ağaçları da vardı yeşil yeşil duruyordu.. sarıdan, sönük kırmızıya kadar, kahverengiye kadar türlü renkte cephesi boyalı apartmanlar vardı ve her apartmanın bir ismi de vardı.. önünde değişik arabalar park etmiş parlak renklerde duruyorlardı.. kesme taşlardan oluşan kaldırımlarda yürüyen gri, siyah kışlık giysili insanlar, daha çok erkekler vardı…

Bahariye Caddesi’ndeydim ve aşağıya doğru, kilisenin oraya, dört yol ağzına ve Boğa heykelinin oraya doğru yürüyordum.. sağlı sollu dükkanlar vardı.. hepsi de yemeli içmeli dükkanlardı.. öyle kültür dükkanı, kitapçı filen pek yok.. Kadıköy çarşı içinde bulunan Akmar Pasajı ki, ancak o ikinci el sahaf kitaplarını ve müzik kasetleriyle, marjinal gruplar için tişört, pantolon filen satıyordu.. ayrıca armalar, zincirler, kolyeler de cabası.. ben Bahariye’den aşağıya inerken hem dükkanlara ve insanlara, banklara ve tren raylarını belli eden renkli taş toplara bakıyor, hem de buradaki ağaçların bodur boylu olmasının bir nedeni olup olmadığını soruyordum kendime…






İlk yorum yapan siz olun