İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SİNEMA! SİNEMA! SİNEMA! — HAMNET

Nusret Karaca

​10 Şubat 2026
Eşimle birlikte Caddebostan Kültür Merkezi’ndeyiz. Cep telefonuma bir ileti düşüyor; kızımız Selin’den. Yine bir sürpriz… Yine kalbe dokunan bir incelik: İki kişilik sinema bileti. 11 Şubat 2026, 18.30 matinesi; “Hamnet”.
​Kızımız çocukluğundan beri sanatsal ve kültürel etkinliklere ilgi duyar.Sadece izleyicisi değil, aktif bir parçası da oldu. Hep derim ya; “İnsan hangi damarlardan beslenirse odur.” Biz de ailece bu ortak damarlardan beslenmeye devam ediyoruz.

​11 Şubat 2026 Çarşamba
Sinemadayız. Salondaki yerimizi aldık ve beyazperdenin o büyülü dünyasında iki saatlik bir yolculuğa çıktık. “Büyü” deyince usta yönetmen Stanley Kubrick’in o meşhur sözü bir kez daha yankılanıyor zihnimde:
​”Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır.”

​Maggie O’Farrell’ın çok satan romanından uyarlanan ve Oscar ödüllü yönetmen Chloé Zhao imzası taşıyan Hamnet, 2025 yılında vizyona giren oldukça etkileyici bir dönem draması. Başrollerde Paul Mescal (William) ve Jessie Buckley’in (Agnes) sergiledikleri performans üst düzeyde.
​Film, edebiyat tarihinin en dev ismi William Shakespeare’in aile yaşamına ve merkezine aldığı trajik bir kayba odaklanıyor:
​1580’lerin İngiltere’si.
​Henüz ünlü bir yazar olmayan genç William ile doğayla iç içe yaşayan şifacı Agnes’in (Anne Hathaway) tutkulu tanışma hikayesi.
​1596 yılındaki veba salgınında 11 yaşındaki oğulları Hamnet’in ani ölümü.
​Film, evlat acısının yarattığı o devasa kederi işlerken, bu kişisel trajedinin dünya edebiyatının zirvesi sayılan “Hamlet” oyununa nasıl ilham verdiğini ustalıkla anlatıyor. Agnes evinde sessiz bir yas tutarken, William bu acıyı Londra sahnelerinde ölümsüz bir başyapıta dönüştürüyor. (Küçük bir not:O dönemde Hamnet ve Hamlet isimleri birbirinin yerine kullanılabiliyor.)

​Salondan çıktığımda, daha önceki bir yazımda da paylaştığım Jean-Luc Godard’ın şu sözlerini anımsıyorum:
​”Sinema, sanat ile yaşam arası bir şeydir. Resim ve edebiyattan farklı olarak hem yaşamı verir hem de yaşamdan alır.”
​”Hamnet”, yaşamdan aldığını sanata dönüştüren o sancılı süreci en çıplak haliyle hissettirdi bizlere. ‎

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir