İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Parlak güneş, masmavi deniz ve sonsuz mavi gökyüzü vardı.. tekneler salınıp duruyordu deniz kenarında…

Ümit Gezgin

Kayalıkların ordan uzaklara bakınca adaları görüyordum.. bulutlar da parça parça irili ufaklı ufuk çizgisinden yükseliyordu koyu parlak maviliğe doğru.. laciverde çalan bir rengi vardı denizin.. kırık dökük iskele önünde demir atmış teknelerin salınışlarına bakıyordum..martıları görüyordum gökyüzü maviliğinde.. kargalar da denize uzanmış ağaçların dallarında…

Teknelere bakıyordum.. bir tabela vardı denize girilmez yazıyordu.. tekne gölgeleri denizi daha da koyultuyordu, bazı alanlar daha açık mavi, hatta yer yer yeşil renge çalan yerleri de vardı denizin.. ama adalara doğru renk koyulaşıyor, adaların önlerinde biraz açılıyor gibi görünüyordu.. adalara uzun zaman gitmediğimi düşünmeye başladım.. oralara gidip resimler çizmeliydim.. geçen senelerin birinde hemen hemen her gün Heybeliada’ya gidiyor, sahildeki kafelerden birine oturuyor ve resim çiziyordum.. oradan çok resimlerim vardı…

Pırıl pırıl bir gökyüzü vardı ve Mayıs ayı içindeydik.. kimsenin günlerden ve mevsimlerden haberi olduğunu sanmıyordum.. insanlar da bitkiler ve hayvanlar gibiydi.. düşünceleri ellerinden alınmış, sadece belli duyumları kalmıştı.. yaz olmuş kış olmuş onlar için önemli değildi, zaten farkında da değillerdi.. yazın sıcaklardan dert yanarlar, kışın soğuktan üşürler ve soğuğa küfrederlerdi.. nankör ve geçimsiz kişiliklerdi bu insanlar.. hayvanları daha masum görüyordum ve onlar sevginin peşindeydiler…

Deniz kenarlarını hep sevmişidir, bir özgürlük duygusu vermiştir bana.. işte şimdi yine deniz kenarına inmiş, kıyıdan yürürken kayalıklara da bakmıştım.. uzuyor uzuyor kayalıklar, düzenli yol yer yer kırıklaşıyor, çukurlaşıyor, bozuluyordu..bulutlar güzel güzel dizilmişlerdi karşımda.. uzaklarda İstanbul’u, Silivri’ye kadar görüyor, hatta üçlü gökdelen de buralardan görünüyordu.. Avşa adasına gittiğim zamanları hatırladım.. çorak, verimsiz, tarihi olmayan bir adaydı.. denize girmek için geliyordu insanlar oraya…

Tek tük de olsa, deniz kenarında denize bakarak, insanları görerek, gökyüzü maviliğini ve pamuk gibi bulutları hissederek yürüyen insanlar vardı.. yüzlerinden tebessüm eksilmiyordu bu insanların.. güneşli havalar insanları daha mutlu ve huzurlu hissettiriyordu.. yağmurlu, karlı havalar daha fazla tedirgin olmalarına neden oluyordu… Yürüyordum ben de Caddebostan’a doğru sahilden.. yürüyenler, bisiklete binenler vardı.. zaman zaman da densiz bir motorcu geçiyordu…

Sahil yoluna boydan boya asfalt dökmüşlerdi.. oysa buralar taşlarla bezenmeli, çevre düzenine önem verilmeli, yeşille bütünleşmeli ve ağaçlarla da denge korunmalıydı.. deniz kenarı da temizlenmeliydi.. ama bakıyorum pislik içinde deniz kenarı.. yosunlar, pet şişeler, poşetler, türlü atıklarla doluydu.. bir de bütün bu pislik deryası içinde denize girenler vardı.. şehrin uzak bölgelerinden buraya gelen aileler çocuklarını denize sokuyorlar, kendileri de piknik yapıyorlardı…

Güneş yükseldikçe yükseliyor, teknelerden bazıları adalara doğru açılıyorlardı…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin