Ümit Gezgin
Caddebostan’a doğru yürümeye başladım.. hava yer yer kapalıydı ve ara ara da mavi gökyüzü görünüyordu.. yanımda kitaplarım, resim kağıtlarım, kalemlerim ve boyalarım vardı.. sokaklar boş gibi geldi bir ara bana.. eski apartmanların altlarında eskimiş küçük dükkanlar vardı ve bu dükkanlarda terzi, nalbur, berber, elektrikçi gibi dükkanlar vardı.. apartmanların kapıcıları koştur koştur marketlere gidip geliyorlar, apartmanlardaki özellikle yaşlı insanların isteklerini yerine getirmeye çalışıyorlardı…



Ben de aşağıya, Dalyan’a inerek Caddebostan’a doğru yürümeye başlayacaktım ve onun için yola çıkıyordum Fenerbahçe’den.. buralarda sürekli apartmanlar yıkılıyor ve yenileri yapılıyordu.. kiralar yüz bin liradan başlıyordu.. buralarda ev almak imkansız, kirada oturmak da cep yakıyordu.. kapıcılar o yüzden şanslıydı.. hem apartmanlardan para kazanıyor, hem de hizmet ettikleri yaşlılardan da ayrıca para alıyorlardı.. köylerinde ev bark yaptıran, arazi alanlar vardı.. hepsinin yeni otomobilleri de vardı…



Dalyan sahile indim.. gökyüzünde kalabalık bulutlar vardı ve ara ara mavi renkte ortaya çıkıyor, martılar oraya doğru uçuyorlardı.. yeşil çimenlerin üstünde yetişmiş irili ufaklı ağaçların dalları da gökyüzündeki bulutlara uzanıyordu… Kargalar var, sahilde asfalt yoldan yürüyen, koşan insanlar vardı.. yaşlılar bile yürüyordu kadınlı erkekli bir şekilde.. daha çok gençleri görüyordum.. spor yapıyor, genç ve sağlıklı kalmak istiyorlardı.. güneşin yakamozları da denizin üzerinde salınıp duruyor, pul pul her şey dağılıyor, parlıyordu adalara doğru.. burdan Heybelida’yı, Burgazada’yı görüyordum.. iki adada da değerli iki yazar yaşamıştı.. Hüseyin Rahmi ve Sait Faik…



Pahalı ve marka spor kıyafetleri giymiş genç kızlar sahnedeydi.. onlar da sahilde koşuyorlardı adalara bakarak.. aynı zamanda dalgasız denize de bakıyorlardı.. yanlarında taşıdıkları cep telefonlarına da ara sıra bakıyor, sonra da çevrelerindeki insanları çaktırmadan süzüyorlardı.. yaşlılardan bazıları bastonlarından destek alarak aksayarak yürüyorlardı yine sahil boyunca.. çocuklar vardı neşe içinde onlar da sekerek, koşarak yürüyorlardı sahil boyunca.. velhasıl her türden ve yaştan insan vardı güneşli bu cumartesinde sahilde…



Caddebostan’a sahilden yürürken köşkler de vardı.. bu köşkler Osmanlı döneminden kalma paşa köşkleriydi.. nice insan yaşamış ve ölmüştü bu köşklerde.. nice anılar birikmiş, nice yaşantılar sürülmüştü bu köşklerin odalarında, sofalarında, balkonlarında, bahçelerinde… Kimler yaşadı, neler düşündüler tam bilmiyoruz onları.. nereye defnedildiler onları da bilmiyoruz.. insanlar gittiler, köşkler ve eşyaları kaldı.. gönül isterdi ki bütün köşkler, eşyaları ve anılarıyla kalsaydı.. aynı zamanda kültürün, sanatın ve eğitimin de devamlılığı sağlanmış olurdu.. ama maalesef köşklerin, konakların, yalıların çoğu yok oldu gitti…






İlk yorum yapan siz olun