Ümit Gezgin
Resim çizmek, yapmak bir kabiliyetten ziyade artık devamlılık ve yapılan resme inanmayla ilgili bir duruma evrildi.. sürekli resim yapan biri olarak ressamlığın aynı zamanda bir yaşama biçimi olduğunu da düşünüyorum…

Mekan resimleri yapıyorum ben.. elbet zaman zaman ilgi saham değişiyor.. zaman zaman bol ağaçlı alanları seçiyorum.. bazen de deniz kenarlarını, göl kenarlarını, ormanları.. şehirlerin yoğun olduğu mekanlar da yine ilgi sahamda.. köprüler, tarihi binalar, iskeleler.. meydanlar ve meydanlardaki insanlar.. yollar, kaldırım üstünde yürüyen insan kalabalığı.. bazen durup hemen orada çiziyorum birkaç çizgiyle.. sonra da renklendiriyorum yine bir yere oturarak.. eskiden suluboyayla yapıyordum.. şimdilerde akrilik boyayla yapıyorum bunu…

Geçenlerde Piyer Loti’ye gittim.. Eyüp’e.. baktım insanlar da teleferikle yukarıya çıkıyor, mezarlıklar aşağıda kalıyor ve kimler kimler yok ki mezarlarda hayret ediyorsun.. ne alimler ne şairler, ne ünlüler, politikacılar.. yukarıya çıkıp bir masaya oturdum, çayımı kahvemi içerken Haliç’e baktım oradan.. evler, köprüler, camiler süzülüyordu Haliç kenarında.. kırmızı kalemle çizdim ve daha sonra da boyadım tek tonda.. olabildiğince koyulukları açıklıkları gözeterek yaptım bunu…

Her resim bir dünyadır.. içinde sanatçının özgün ve kalıcı anlatımı vardır.. ben dinamik süreçler yaratmak, zamanı da devreye sokarak yaşayan bir dünya kurmak isterim.. bu yüzden de yarım izlenimli resimler yapmak isterim.. her yeri ve her şeyi tamamlamak, doygunluğa ulaştırmak istemem.. Kurbağalıdere resminde de onu yaptım.. derenin üstündeki köprüde yaptım bu resmi.. yine kırmızı çıkmayan kesik uçlu kalemle ilkönce çizdim bir çırpıda.. ufuk çizgisinden başlayarak orantıladım ve dengeledim resmi.. bulutları ve kuşları, martıları unutmadım.. sağındaki Yoğurtçu Parkı görüntülerini, özellikle ağaçları ve sağındaki eski zamanlardan gelen köşkleri.. bazıları yeniden yapılmıştı.. beyaz köşkler vardı ve birinde insanlar yaşıyordu.. diğeri de yeniden yapılmıştı ama herhalde satışa çıkmıştı ki, kimse yoktu daha içinde.. derede de tekneler vardı, yelkenli tekneler de.. yelkenleri indirilmişti ve uzaklarda yaklaşan küçük bir yelkenli de vardı, ağır ağır dereye giriyor, kendini bağlayacak bir boşluk arıyordu.. martılar suya konuyor kalkıyordu…

Resim bir varoluştur.. her resmimde kişisel varoluşumu yeniden hissediyorum.. bazen vapurdan gelirken Kadıköy’e doğru veya Beşiktaş’a giderken de resimler çiziyorum, sonra da boyuyorum.. yaklaşırken Kadıköy’e doğru tarihi Haldun Taner Tiyatro Binası’nı görüyordum.. hemen birkaç çizgiyle çizdim binayı.. sahilde koşuşturan insan kalabalığını, ağaçları ve deniz içindeki iskeleye yanaşmış balıkçıları.. güneş parlıyordu bulutların arasından ve martılar uçuşuyordu…

İskeledeydim.. tarihi iskeleye bakıyordum.. Kadıköy’ün Beşiktaş’a giden bu tarihi iskele belki yüz yıldan fazla bir zaman geriye gidiyordu.. koyu açık tonlar kullandım, yine kırmızı çizgilerle birlikte.. gökyüzünde yine güneş vardı..sonra iskelede hareket halinde insanlar..gidiyor geliyorlardı.. duran ve denize, ilerlere bakan insanlar vardı.. vapur ve bacasından çıkan dumanı.. uzaklardaki kara parçasını.. çizgiler, gölgeler uzuyor, hafif hafif dalgalar kıyıya vuruyordu…

Sonra İstanbul’u görüyorum uzaklardan..güneş yine minarelerin gerisinde parlıyor.. bir vapur yaklaşıyor Galata Kulesi’nin yanına doğru.. martılar her zaman var ve sahilde yürüyen insanlar.. önlerinde bir kedi veya köpek.. o da hafiften yürüyor.. bulutlarla birlikte yürüyor…

Haydarpaşa’yı hatırlıyorum.. her Kadıköy’e indiğimde karşıma dikiliyor ve mutlaka resmini çiziyor veya fotoğrafını çekiyorum.. sahilde bekleşen insanlar var bir kediyle birlikte.. dalgalar kabarmış ve bir vapur Haydarpaşa Gar’ının bulunduğu yere doğru hareket etmiş.. uzaklarda karşı yaka.. eski, klasik İstanbul ve minareler.. üstünde bulutlar ve gökyüzünün ortalarında güneş.. kahverengi, yeşil, mavi renkler değişik tonlarda varlık kazanıyor…

Bazen de videolardan başka ülkelerin, başka şehirlerin hareketli görüntülerini izlerim ve hareket halindeyken resimlerini çizerim.. bazen yürürken de cadde kenarlarında hareket halindeki trafiğin, insanların, yağan yağmurun veya karın resimlerini çizer ve boyarım.. harekete, devinime ve yaşama inandığım, hareketin hayatın temel dinamiği olduğunu gördüğüm için.. dinamizmi, hareketi yakalamak isterim…

İlkönce kalemle çiziyor, sonra da fırçayla çiziyorum.. renkler de çizgi çizgi oluşuyor, bazen kalın gölgeler veriyorum.. bazı yerlerde yoğunlaşıyor boyalar, bazı yerlerde çizgiler artıyor, değişiyor.. gerilere gidince azalıyor çizgiler ve böylece perspektif duygusu, derinlik hissi devreye giriyor.. çizgisel bulutlar ve ön planda araçlar, insanlar var.. sağ tarafta ağaçlar yarı görünür vaziyette hareket kazanıyor…






İlk yorum yapan siz olun