Ümit Gezgin
Her çağın sanat anlayışı birbirinden farklıdır.. sanat da çünkü bir üretim biçimidir.. tasarım ve zanaattan farklı olarak işlevsel bir pozisyonu da yine sanatın yoktur…

Zanaat eserlerinin faydaya yönelik bir özelliği vardır.. bir şeye hizmet eder zanaat ve tasarım çalışmaları.. geçmişte sanat da bir şeye hizmet etmek için yapılıyordu.. ayrıca gerek çoktanrılı dönemde, gerekse de Hristiyanlık kültüründe sanatın dini bir açılımı da vardır.. dini bir ritüelin parçası olarak da karşımıza çıkmaktadır…

Dönem dönem değişmektedir sanatın işlevi ve hizmet ettiği alanlar.. Mağara resimleri ritüel amaçlı olarak duvarlara yapılıyordu.. Ortaçağ katedralleri, okuma-yazma bilmeyenler için İncil’i görsel olarak anlatma işlevleri de görüyordu.. Rönesans portreleri ise prestij ve ölümsüzlük arzusunun taşıyıcısıydı…

Modern sanattaki işlev tamamen değişti.. sanat kendi başına amaç haline dönüştü.. sanat sanat için yapılır hale geldi.. günümüzde sanatçının çalışmasının ne dini, ne siyasi hedefi vardır…

Sanatçı Antik çağda ve Ortaçağda özgün bir birey değildi.. anonim bir zanaatkardı.. eserin altında imzası yoktu.. Rönesansla birlikte bireysellik, sanatçı karakteri yükselmeye başladı… Michelangelo, Leonardo artık yalnızca ustalar değil, kendine özgü vizyonu olan bireylerdi…

Romantik sanat akımı döneminde bu süreç daha da hızlandı.. sanatçı artık toplumun dışında, onun anlayamadığı bir figürdü.. günümüzde ise durum daha da karmaşık, sanatçı hem özerk bir yaratıcı hem de piyasanın, kurumların ve sosyal medyanın içinde konumlanmak zorunda olan biri…

Geçmişin sanatında güzellik merkezi bir değerdi.. uyum, orantı, mükemmellik temel değerlerdendi.. bu Yunan’dan Rönesansa kadar devam etti.. sanat güzel olmalıydı.. temel felsefe buydu çünkü.. güzellik hakikate ve iyiye açılan bir kapıydı…

20. yüzyılla birlikte bu güzellik anlayışı parçalandı.. çirkinlik, bozulma, kaos bilinçli olarak estetik malzeme haline geldi.. Dada hareketi güzelliği alay konusu yaptı.. Picasso yüzleri parçaladı.. Bacon bedenin çürüyüşünü tuvale taşıdı… Bugün güzellik çağdaş sanatta zorunlu bir ölçüt değildir…

Walter Benjamin’in deyimiyle, geçmişin sanatı bir aura taşıyordu.. heykellerin, resimlerin öylesi bir kutsallığı vardı… Fotoğraf, sinema, dijital teknoloji bu auraya ciddi bir darbe vurdu… Günümüzde bir eserin sonsuz kopyası üretilebilir, her yere taşınabilir… Bu aynı zamanda şu soruları da devreye sokuyor: Özgünlük nedir? Bir eser neden orijinal sayılır?..

Geçmişte anlam büyük ölçüde önceden belirlenmişti.. dini ikonografi, mitolojik anlatı.. izleyiciden yaratıcı yorum değil.. tanıma ve saygı bekleniyordu…

Günümüz sanatında anlam ise çoğunlukla askıya alınmış, kasıtlı olarak belirsiz ya da izleyiciye devredilmiş durumda.. kavramsal sanatta nesnenin kendisinden çok fikir önemlidir.. izleyicinin tepkisi eserin bir parçasıdır.. bazen de sanat yalnızca soru sormak için var olur.. yanıt vermek için değil…






İlk yorum yapan siz olun