İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Adaları görerek Caddebostan’a doğru yürüyordum…

Ümit Gezgin

Çimenlerin üzerinden ilerliyordum.. ağaçlar da vardı yan yatmış ve desteklenmiş.. baktım ilerde, denize doğru iskele kurulmuş Büyük Kulüp’ün iskelesi olarak karşımıza çıkıyordu.. direkleri, düzenlenmemiş iskelesi vardı sadece.. yaz gelince gelin gibi süslenecek orası da…

Koşu parkurundan ilerliyorum Caddebostan’a doğru.. koşanlar, çevreye bakanlar, gri gökyüzü altında siyah güneş gözlüklerini takanlar.. ilerliyor, gidip geliyor, koşuyor, hareket ediyorlar.. birbirlerinden nefret eden bu insanlar, birbiri olmadan da yaşayamıyorlar.. birbirlerine hava atacaklar, konuşacaklar.. yanlarından geçtiğim insanlar kendi dertlerini anlatıyorlar birbirlerine.. sonra diyorum içimden.. herkesin bir derdi var.. herkes bu dertler, kederler ve dedikodularla yaşıyor…

Baktım şişman bir sarı saçlı kadın, yine kendi gibi kırçıl, sarı köpeğini dolaştırıyor çimenlerin içinde.. çiçekler açmaya, çimenlerin yeşillikleri parlamaya başlamış martın ortasında.. durgun denize bakıyorum.. açıktan koyu renge uzanıyor mavilik.. gökyüzünde de gri bulutlar toplanmış sohbet ediyorlar adeta.. bankların bazılarında insanlar oturmuşlar telefonlarına bakıyor.. ağaçlar, kestane, ıhlamur ve çam ağaçları yan yana yaşıyorlar…

Eski, tarihi bir köşkün önünden geçiyorum.. bahçe kısmı lüks bir kafeye dönüştürülmüş.. sevgililer, zamparalar, gençler orada toplanmışlar.. çay kahve içerek sohbet ediyorlar.. birbirlerine daha fazla yakınlaşmanın yollarını arıyorlar.. yeşil, sarı, gökyüzü griliği ve beyazlığıyla bütünleşiyor.. krem rengi köşkte yaşayanlar yok sanırım.. ama bahçedeki kafe alabildiğine dolu…

Başka bir köşk daha var ilerde.. yine ilerde kamusal tuvaletler de duruyor bir köşede belediyenin kurduğu.. koşu yolunda ilerleyenler ilerlemeye devam ediyor.. ağaçların altından geçiyorlar.. kargalar kuru dallara tünemiş.. çimenlerde koşturan köpekler, duran kediler, banklarda oturan kadınlı kızlı insanlar.. deniz sakin ve ilerden vapurlar geçiyor…

İki üç katlı betonarme köşk büyük pencereleri, çatısı, sütunlu balkonları, geniş bahçesi ve yüksek duvarlarıyla insanı etkiliyor.. çimenler yeşerdikçe yeşeriyor ve gökyüzü beyaz griliğiyle bu canlı renkler daha da artıyor.. bahçesinde köşklerin de her türden çiçekler, bitkiler ve ağaçlar var.. hatta palmiye ağaçları bile var.. bu köşkler deniz dibinde olduğu için de buralara dikilmiş…

Yukarıya, kara tarafına doğru çıktığımda.. yollar kurumuş betonlaşmış iyisinden yağmur yağdı yağacak kapalı bulutlar ve yoğunluk var gökyüzünde ama.. tek damla da yağmur damlası düşmüyor yere.. kaldırımlarda yürüyen köpekli, çocuklu genç evliler vardı.. hatta hamile genç kadınlar ağır ağır yürüyorlardı dar kaldırımların üstünde.. yeşillikler de vardı.. ağaçlar, binalar mekana anlam veriyordu…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin