Ümit Gezgin
Sokaklara çıktığımda çevreyi daha resimsel görmeye başladım.. sabahın altısıydı ve hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı.. ama kimse yoktu ortada.. araçlar, yalnız yaşayan ağaçlar, apartman bahçelerindeki çiçekler ve bitkiler vardı.. doğa nefes alıp veriyordu…

Kaldırımda ağır aksak yürüyordum.. aşağıya, deniz kenarına doğru.. ordan parka doğru tırmanacaktım.. binalar sessizdi, ışıksızdı.. herkes uykudaydı anlaşılan.. kimseleri görmediğim gibi, kuşlar da yoktu ortalıkta.. oysa “kuzu gibi yatayım, kuş gibi kalkayım..” tekerlemesini yatarken söylerdik ve kuşlar çok erken saatlerde kalkarlardı.. bir iki martı sesiyle kendime geldim.. yürüyordum…

Küçük parkın ordaydım. sabahın altısında arabalar geçmeye başlamıştı Bostancı’ya doğru.. kurşuni bir gökyüzü yağmur tanelerini de gönderiyordu yeryüzüne.. sabahın erken saatlerinde kalkan insanlar nerde, diye soruyordum kendime.. çimenler ıslak, ağaçlar ve yapraklar ıslaktı.. kaldırımların ıslaklığına neonların ve farların lambaları vurmuştu…

Parkın içinde yürüyor, kimi zaman da resim çiziyor, fotoğraf çekiyordum.. ağaçlara, dal ve yapraklarına bakıyordum.. araçların farlarına, binaların pencerelerine.. ışıksız pencerelere.. elektrik direklerine.. ıslak kaldırımlar elektrik direklerinin lambalarını yansıtıyordu…

Kıyıda köşede çöp konteynerleri vardı.. kapıcılar erken saatlerde çöpleri atıyordu.. çöp toplayanlar vardı.. çöplerde işe yarar şeyler topluyorlardı.. sonra toptancılara gidip bunları satıyorlar, onlar da çöpleri ayrıştırarak getirilen çöplerin parasını ödüyorlardı.. kuşlar, evet, tek tük de olsa kuşlar uçmaya, ötmeye, daldan dala konmaya başlamışlardı.. köpek gezdirenleri de görmeye başlamıştım…

Uzaklardan gelen araçların farlarını görüyordum.. zaman zaman gözlerimi alıyordu.. bir ağaç arkasına saklanarak uzun uzun baktım farlara.. ıslak asfalt yolu aydınlatıyordu.. sanki her taraf mavi, masmaviydi.. bu sabahın aydınlanmakta olduğu bir mavilikti.. sonsuz mavilik.. bu Tanpınar’ın sonsuz maviliğiydi…






İlk yorum yapan siz olun