Ümit Gezgin
Görüntü, gerçek ve gölgeler üzerine düşünmek gerekmektedir.. düşünüyorum da sonuç olarak ne çıkıyor ortaya.. görüntü gerçek midir.. veya gerçekliğin ne kadarını kapsamaktadır…

Bakıyorum.. görüntüler her gün değişiyor.. görüntü bile değişiyor ve başka gerçekleri imliyorsa, görüntünün ardında yatan gerçeklere nasıl ulaşacağım, diye de düşünüyorum.. kırmızı köşkü görünce bu aklıma geldi.. bu köşkün bir mimari tarzı vardı ve onu oluşturan mimar, muhtemelen yabancı bir mimardı, çünkü bu köşkte de Levanten bir aile oturuyordu.. aslı mutlaka ya İtalyan ya da Fransız’dı.. Osmanlı’nın son döneminde elit kesime onlar egemen olmuşlardı çünkü…

Birbirine benzer apartmanların sıralandığı sokaklara girince bunların ölü evler topluluğu olduğunu düşündüm bir ara.. renkleri, biçimleri, kaldırımları ve yolları, hatta üstlerindeki gökyüzü ve bulutlar ne kadar da birbirine benziyordu.. mekanlar basit ve ölü gerçekliğinde uzanıyordu.. git gide de insansız mekanları oluşturuyorlardı.. bir iki kişiyi saymazsak, kimseler ortada yoktu…

İlerde gökdelenleri görüyordum.. yüzlerce insan yaşıyordu o lüks gökdelenlerin lüks dairelerinde.. kimler oturuyordu bilmiyorduk.. bir zamanlar orada yeşil, ağaçlıklı bir yer vardı ve sonra bu her taraftan görünün dört tane gökdelen yapılmıştı.. aşağıya doğru arabaların arasından iniyordum.. ölmeye yüz tutmuş ağaçlar vardı.. kuru dalları gökyüzüne yükselmiş.. tarihi okullar yan yana sıralanıyordu.. hemen ardında da deniz dalgaları.. dalgaların sesleri yürüdüğüm yere kadar geliyordu martılarla birlikte…


Biraz gökyüzü açılmış, bulutlar dağılmış ve mavilik ortaya çıkmıştı.. güneş görünüyordu ortalıkta.. kafeler öğrencilerle doluydu.. üniversiteden çıkan öğrenciler kafelerde ders çalışıyorlar ve konuşuyorlardı.. gidenler gelenler, karşıdan karşıya geçenler.. hareketli bir görünüm vardı.. bu görünüm işte gerçek, diyordum içimden…

Kuyubaşı’na doğru ilerleyince bulutların daha sahici bir görüntü verdiklerini ve gölgelerin de tamamen bu gri gökyüzü ortamında ortadan kalktığını gördüm.. kişisel telaşları içinde yaşayan insanlar oraya buraya koşturuyorlar.. daha çok akşam eve ne götüreceğim, diye düşünüyorlardı… Köşedeki küçük parkın içinde bir kadın ve kucağında çocuk heykeli vardı.. bana başarılı bir heykel gibi görünüyordu.. genç bir Anadolu kadını, kucağında çocuğuyla tasvir edilmişti.. yanında yöresinde bulunan banklarda da yaşlı insanlar oturuyordu genelde…






İlk yorum yapan siz olun