Ümit Gezgin
Monet’in resimlerini severim.. empresyonist dönem ressamlarının çoğunu samimiyetlerinden ve ressam algılamalarından dolayı yakından da takip ederim.. hepsi ışığın peşinden koşmuştur.. daha doğrusu ışığın nesnelerin, mekanın üzerindeki gerçekliğini estetik olarak aramışlardır…


Ressamlar daha önceden dışarıya çıkmazdı.. atölyelerinde yaparlardı resimlerini.. doğal olarak ışık da yoktu.. ışık atölyenin loş ışığıydı.. ressamlar dışarının ne olduğunu bile bilmezler bir tür alışkanlık icabı resim yaparlardı.. Monet’in diğer izlenimcilerden farkı nedir, diye sorarsak tam net cevap alamayız.. belki daha fazla resme bağlıydı, tutkuyla bağlıydı resim sanatına.. yaşama biçimi, karakterinin bir parçasıydı resim.. nesneler, mekanlar değişiyor ve bu değişimi aktarmak, dahası yaşamak istiyordu…


Saf, parlak renkler kullanıyordu Monet.. ben de saf çizgilerle birlikte parlak renkleri kullanırım.. ama renkler de değişken.. saf renkleri her zaman bulmak mümkün değil.. sonra Monet gölgeleri siyah renkle değil, mavi ve mor tonlarla vermeye çalışıyordu.. olabildiğince de siyahtan kaçıyordu…


Çizgi olmadan resim yaşamaz bende.. çizgi sınır olduğu kadar aynı zamanda varlıktır ve oluştur da.. hayatın sınırları vardır.. belirsizliği kaldırmaz.. çizgi bu belirsizliği ortadan kaldırmanın aracıdır aynı zamanda…


Aynı konuyu defalarca çalışması bağlamında da yine Monet’le bir yakınlaşmamız söz konusu.. bakılacak olursa ben de sevdiğim konuları defalarca çalışırım.. farklı yönlerden görmek isterim o konuyu.. farklı çizgiler, farklı tonlar resimleri değiştirir, farklılaştırır, böylece görme biçimlerini, düşünme biçimlerini devreye sokar.. her an başka bir gerçeklik ve değişim duygusu verir bana…


Ben genelde nehir kenarlarını, göl kenarlarını, deniz, şehir kenarlarını.. hatta meydanları ve Monet gibi tarihi yapıları.. giderek kalabalık insanları da tercih ederim.. natürmort resmi yapmayı veya portreyi, yakın çizim insan figürlerini sevmem, çizmem de.. bakıldığında Monet de gündelik yaşam sahnelerini tercih ediyor.. nehirleri, bahçeleri, köprüleri.. ki köprüleri ben de severim.. onları anlatmak, tarihle bağlantı kurmak, hoşuma gider.. anlaşılan Monet’le birçok ortak noktamız var konu seçiminde de.. diğer birçok ressamla yine ortak noktalarım olduğunu düşünürüm.. ben perspektif ve derinlik duygusuna ayrıca önem veririm.. onda da var bu derinlik algılaması, duygusu.. bazı resimlerinde ayrıca bitmemişlik hissi.. ben de onu yakalamak, yaratmak isterim…






İlk yorum yapan siz olun