Ümit Gezgin
Gökyüzü maviliğinin içinde binlerce metre yükseklikte bir uçağın beyaz bir çizgi çizdiğini görüyordum mavi sonsuzluğa.. ben de çizgilerle çalıştığım için, çizgiyi seviyor ve resmin de çizgiden ibaret olduğunu düşünüyordum…

Ağır adımlarla ilerleyen insanlara bakarak onların ne işle uğraştığını tahmin ediyordum.. memur, öğretmen, öğrenci.. sağlıkçı, eczacı veya sekreter.. insanlar türlü işlerle uğraşıyorlar ve mutlu olmaya çalışıyorlardı.. mutluluk onların işlerinden ve güçlerinden geliyordu.. günümüzün de kölece çalışanları ve dünyayı ayakta tutanları da onlardı.. köleci dönemde nasıl hayatı ayakta tutan o çalışan ve her işi yapan insanları idiyse.. günümüz dünyasını ayakta tutanlar da sabahtan akşama kadar çalışan ve her işi yapan insanlardı.. bu insanlar felsefeyle, sanatla uğraşabilirler miydi.. zamanları yoktu ki…

İşlelerine gitmek için kaldırım kenarlarında bekleyenler vardı.. gökdelenler yükseliyordu gökyüzüne.. her yer gökdelen doluydu ve her katında da insanlar vardı harıl harıl çalışan.. ne iş yapıyor ve dünyaya ne faydası oluyordu bu insanların ben de doğrusu merak ediyordum.. dünya durmadan kirlendiğine, çöplüğe dönüştüğüne göre bunların sabahtan akşama kadar çalışmasının demek ki bir anlamı yoktu…

Yüksek binaların yanında başka gökdelenler de çıkmaya devam ediyordu.. araçlar vardı her bir tarafta.. insanı görmek olası değildi pek.. bu büyüklük arasında insan kaybolmuş gibiydi.. çevreme bakıyordum sadece yüksek binalar vardı.. camları güneş ışığını yansıtıyordu ve içleri görünmüyordu bu binaların.. boş muydu bunlar, tepeleme dolu muydu, nerden anlayacaktık…

Gökdelenlerin arasında kalmış bir cami gördüm.. binaların arasındaki küçük arsalara park etmiş birkaç otomobil.. ilerdeki camlı devasa binanın arkasındada bulutlar bulutlar vardı ve yine arkasında başka bir büyük bina yükseliyordu.. buralar gökdelenler semtiydi adeta.. nereye baksam çok yüksek binaları görüyordum.. tek tük de ağaç vardı gölgeleri uzamıştı kaldırımlar ve yollar üstüne…

Birtakım binaların üstlerinde kimlikleri, isimler ve ne işle iştigal ettikleri yazılıydı.. Denizbank vardı.. büyük bir binaydı.. onun hemen yanında bir sigorta şirketinin büyük binası vardı.. geniş ve bozuk kaldırımda aşağıya doğru ilerliyordum ve fotoğraf çekiyordum sonrasında yazı yazarken kullanmak için…

Üstgeçitin üzerinden ilerlere baktım ve yolun, araçların, binaların, gökyüzünde yayılan bulutların resmini çektim.. biraz durup resim de çizmek istiyordum ama, pek zamanım yoktu.. üniversiteden bekleniyordum, yüksek lisans jüri üyesiydim ve zamanında gitmeliydim.. çektiğim fotoğrafları sonra değerlendiririm, diye düşündüm.. her zaman bu manzarayı, bu görselliği göremeyebilirim, diyerek de bol bol fotoğraf çekiyordum…

Birer soyut heykele benzetiyordum Levent, Mecidiyeköy, Zincirlikuyu, Maslak hattındaki bu büyük binaları ve gökdelenleri.. zemin de demek ki sağlam diyordum.. bu kadar yüksek bina çıkıldığına göre.. bu yüksek binalar ne amaçla kullanılıyor, her katında iş yerleri var mı.. yoksa çoğu boş mu.. tam ben de bilmiyordum.. dışarıdan görünümleri güzeldi, dediğim gibi her biri de özgün heykele benziyordu uzaktan.. bazıları terkedilmiş gibiydi.. çürümeye yüz tutmuş olanları da vardı aralarında…






İlk yorum yapan siz olun