İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadıköy Sahilde…

Ümit Gezgin

Kadıköy’e doğru ilerliyordum resim çizmek için.. elimde resim kağıtları, çantamda boyalarım ve kalemlerim.. gördüğüm manzaraları kah çiziyor, kah sonra çizerim düşüncesiyle fotoğraflarını çekiyordum…

Büyük reklam tabelası karşıladı beni.. tarihi Haldun Taner Binası yıkılmıştı yarı yarıya ve ne olacağı da tam belli değildi.. altı yedi yıl sonra yıkılmasına anlamsız bir şekilde karar kılınmıştı.. hesapta yenilenecekti ama, nasıl olacaktı bu, bilen de yoktu…

Resimde mükemmellik yoktu bana göre.. hatta resim yarım, bitmemiş olmalıydı.. gözler tamamlamalıydı resmi.. hayat yarım bırakılıp gidilen bir gerçeklikti çünkü.. resim nasıl tamam ve mükemmel olabilirdi.. mükemmellik arayışı değil, daha çok arayış ve süreç beni ilgilendirmişti.. onun için kaba ve yarım anlatılar daha çok ilgimi çekiyordu.. oysa bakıyorum hala tamamlanmış, mükemmel çalışmalar revaçta.. insan aklı genelde ilerlememiş, yarıda kalmıştı…

Haldun Taner binasını uzaklardan görüyordum artık.. güneş her tarafı yakıyordu.. nerede o bir iki gün önceki yağmurlar, fırtınalar.. kuşlar uçamıyor, bulutlar mavi gökyüzünü görünmez kılıyordu.. insanlar kaçışıyor, şemsiyeler açılmıyor, açılanlar arşı alaya yükseliyordu.. şimdi çimenler başka yeşil ve gökyüzünde beyaz kanatlı martılar özgürce ve neşeli haller takınarak sere serpe uçuyorlardı…

Otobüsteydim indim.. sahil boyunca yürümeden önce şöyle bir uzaklara.. Haydarpaşa Gar’ına bakayım dedim.. insanlar sahilde oturmuştu gara karşı ve martılar, karabataklar ve hatta kargalar balıklara karşı uçuyorlardı deniz suyu üstünde.. balık var mıydı artık bilmek imkansız.. insanlar da güneş altında başlarına güneşin geçmesinden endişe etmeden oturuyorlar, çaktırmadan birbirlerini dikizliyorlar, özellikle getto semtlerden gelmiş gri bir erkek kalabalığı genç kızlara, kadınlara yiyecek gibi bakıyorlardı…

Ulaşım bedava olduğu için uzak, fakir semtlerin yaşlıları günlerini bu sahil hattında, parklarda geçirmek, genç kızları dikizlemek, hemcinsleriyle ilkel sohbetlerde bulunmak için buralara hücum etmişti.. öğrenciler de dolaşıyordu buralarda.. onlar da anne-baba parası yiyorlar, sıkıştıkları zaman yine anne-babalara müracaat ediyorlardı.. ya çocuklar, dolaşan çocuklar vardı.. onlar da annelerinin ellerinden kurtulmuş amaçsızca koşuşturup duruyorlardı.. bir iki de çalgıcı görünüyordu sahil bandında.. bozuk sesli, akortlu bu insanlar para dilenmek için buralarda cirit atıyorlardı.. yine serseri bir berduşlukta yayılmış ayakkabı boyacıları.. belediye bunlara da göz yummuştu.. bu sahil bandı Kadıköy’de estetik ve düzgün olması gerekirken, çingene çıfıt çarşısına dönüşmüştü…

Haydarpaşa Gar’ına karşı, Beşiktaş Tarihi Vapur İskelesi’ne yakın banklara oturmuş insanlar ya sohbet ediyorlar, ya da gara bakıyorlar, vapurları sayıyorlar, önlerindeki sokak müzisyenlerinin nağmelerine kulak kabartıyorlar, önlerinden geçen güzel kızlara iç geçirerek bakıyorlardı.. kesif bir erkek kalabalığı vardı ve genç kadınlar önlerine bakarak yürüyorlardı…

Tarihi vapur iskelesinin önü yeniden düzenleniyor, milyonlarca dolar harcanıyordu.. burası bir iki yıl önce tekrardan düzenlenmemiş miydi.. niye böyle yol kaldırım, meydan düzenlemeleri sürekli oluyordu da bir türlü düzgün ve kalıcı yol, meydan, kaldırım yapılamıyordu…

Sahilde simitçiler vardı.. harıl harıl simit satıyorlardı.. vapurlar gelip gidiyorlardı ve turistler kartlarına para yüklüyorlardı.. sonra oturanlar, denize bakanlara, insanlara bakanlara, müzisyenlere bakanlara ve martılara bakanlara bakıyorlar.. ne ilginç memleket burası, iyi ki geldik..hoş, sonra parası da çok düşük bizim paramız karşısında.. yüz doları bozduruyoruz, harca harca bitmez durumlar oluyor, diyorlardı…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin