Ümit Gezgin
Kadıköy çarşı içinde gezintiye çıktım. dahası başka yere, Üsküdar’a gidecektim, bir süre çarşı içinde dolaşmak ve Akmar Pasajı’na giderek oradaki sahaflardan kitap almak istedim…





Parlak güneş, mavi sonsuzlukta salınıyordu gelenlik kız gibi.. yakmıyordu da ısıtıyordu insanı.. sonra nesneleri, renkleri, eşyaları, mekanları ortaya çıkarıyordu daha belirgin bir şekilde.. empresyonist resim yapacakları kendine çağırıyordu nesneler.. ama kim nesnelerin farkındaydı ki..herkes kendi derdinin peşinde yaşadığı çevreyi bile unutmuş vaziyetteydi adeta…




Ağır ağır çarşı içini gezdim.. tarihi kiliseler vardı.. yine tarihi iki katlı evler vardı.. alt katları dükkan olmuştu bu evlerin.. lokantalardan, pastanelere, gözlükçülerden oyuncakçılara kadar her türden dükkan vardı ve dükkan çalışanları da kapılarda bekliyorlardı…



Çarşıya girince ortada heykel topluluğu vardı.. kimse bunların heykel topluluğu olduğunu, bilmiyordu.. bunlar postmodern heykeldiler ve Tatbiki’nin heykel profesörü Nilüfer Ergin yapmıştı.. ama kimse de bunlardan memnun değildi.. şişirilmiş, abartılmış, anlam kaymasına uğramış.. sipariş üzerine yapılmıştı.. yani ihaleyi Nilüfer Ergin almış ve kendi kafasına göre ortalığı doldurmuştu.. ama bir işe yine de yarıyor, insanlar sandalye babında üstüne oturuyordu kaidelerin…





İlk yorum yapan siz olun