Ümit Gezgin
Doğaya, çevreye ve insanlara sanatsal bakış benim için önemli.. Sadun Boro heykelini görünce sanatın toplum ve insanlar için, özellikle çocuklar için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım…

Kedi vardı heykelin bütünlüğü içinde ve karısı da yanında duruyor ve dünyayı turlarken yelkenlileriyle aynı zamanda mutlu da oluyorlardı.. bütün dünyayı dolaşmanın hazzı vardı burda ve kendileri de bilmiyordu kendilerinin bir zaman gelecek heykel sanatına konu olacaklarını.. evet, heykel güzel, daha doğrusu anlamlıydı.. güzel olmaktan öteydi.. aslında heykeltraş için bir üslup özelliği yoktu.. sadece anlatımcı bir heykel tasarlamış ve dünya üzerinde yelkenliyle dolaşma simgesi olarak dünya, yelkenli simgesi.. basit simgeler kullanılmış…

Yola çıkmıştım ve sanatsal nesneleri arıyordum.. ve fotoğraf da çekiyordum.. sonra fotoğrafın bir sanat olduğunu düşünüyordum.. mekanlar sürekli değişiyordu ama, belli saatte, zaman ve ışıkta çekildiği için de aynı zamanda görüntünün izlenimini de veriyordu.. ressamların izlenimleri gibi değildi fotoğrafın izlenimi.. çünkü o da kendine özgü bir izlenimdi…

Fotoğraf neyi anlatıyordu.. o anki görüntünün ötesine geçiyor ve kendine ait bir gerçeklik hissi yaratıyordu.. gökyüzü maviydi.. yol topraktı ve sonsuza uzuyordu.. gölgeleri de ağaçların, direklerin uzadıkça uzuyor, sonsuza doğru gidiyordu.. martıları görüyordum.. ağaç yeşillikleri kendine göre değişik tonlarla oraya buraya yayılıyordu…

Beyaz bulutlar tek tük yüzüyordu mavilikte.. çam, selvi, köknar, at kestanesi ve ıhlamur.. türlü ağaçlar vardı parkta ve neye göre fotoğraf çektiğimi de tam bilmiyordum ama, bir tür iç denetim ve estetik tasarım vardı içimde.. ona göre de bir değerlendirme ve yorum yapıyordum.. çektiğim fotoğrafları sonra yazdığım yazı içlerinde kullanıyor, olmadı bazen, hatta çoğu kere fotoğraflara göre, onlara bakarak yazılar kotarıyordum.. sanat topluma, insana, giderek kendime farklı düşünceler, bakış açıları sunuyordu…

Yol uzuyor yüzyıl oluyordu.. ilerde, hemen mavinin içinde bir bulut vardı ve buluta doğru kanat çırpan bir de martı.. gölgeler öyle duruyor ve insansız bir parkta olduğumu hissediyordum.. oysa çimenlerin, özellikle gölgelik alanlarında bir sürü pikniğe gelmiş insan vardı ve bunlar heykellerin yanında duruyorlardı.. heykeller onlara estetik bir duygu, his mi veriyordu acaba, diye de içimden düşünüyordum…

Toprak yolda koşan, yürüyen insanlar vardı.. daha çok genç kadınlar.. onlar estetiklerine ve sağlıklarına erkeklerden daha düşkündüler.. hem sonra daha çok kitap okuyorlardı nedense.. orda burda kitap okuyan genç kadınları görüyordum ve erkekleri boşayanlar da onlardı bazı araştırmalara göre.. yine erkeklerden de uzun yaşıyorlardı.. yüz yaşına merdiven dayamış bir sürü kadın vardı çevremde…

Çimenlere doğru daha çok gidiyordum.. köpek gezdirenler de vardı.. martılar vardı ve ağaçların tepelerine konmuş siyah tüylü kargalar.. akıllı bakıyorlardı ve tedirgindiler.. kargalar vardı sonra çimenlerin üzerinde sekerek dolaşan.. çöpleri kurcalayan kargalar da vardı…

Elektrik direği de vardı toprak koşu yolunda.. çimenlerin bazıları gürleşmişti.. oralarda, çimenlere yan gelip yatmış genci yaşlısı insanlar vardı.. uzak semtlerden geliyorlardı ve denize nazır yemeklerini yiyorlar ve eğleniyorlardı…






İlk yorum yapan siz olun