Ümit Gezgin
Sabahın dokuzunda yola çıkmıştım.. Kızıltoprak’a gidecek ve orada Kahve Dünyası Kafe’sinde sabah duble sade Türk kahvesini içerken, resimlerimi çizecek, dahası yol boyunca çizdiğim resimler dahil hepsini boyayacaktım…

Yollarda estetik tasarım vardır.. değişken bulutlar, değişmeyen yol, kaldırım, bina ve ağaçları gökyüzünün sonsuzluğundan seyrederek ilerler.. araçlar da değişir.. bir bakıyorsun, kaldırım kenarlarına park etmiş araçlar, on dakika sonra yer değiştirir.. yok olup gitmez araçlar, hep bir yerlere giderler ve gelirler.. hep bir yerlere aitmiş gibi hissederler kendilerini…

Resimlerimi de düşünüyordum.. resimlerimde doğayı, çevreyi çok renkçi bir tarzda anlatıyordum.. aslında resim anlatmıyor, bazı şeyleri gösteriyor ve hissettiriyordu.. ağaçlar, insanlar ve yeniden insanlar vardı parka, yola, ormana açılan…

Yol parlaktı.. gittikçe de küçülüyor ve uzakta kayboluyordu.. ağaçlarla birlikte bütünleşen yollar, yollara açılıyor ve yeni yollarla bütünleşerek, alışkanlık dışı yola dönüşüyordu.. ne kadar da çok yol vardı ve bu yollar hep birbirine bağlanıyordu.. gökyüzündeki bulutlara da bakıyordum.. güneşli günlerde ve mavi gökyüzünde zaman zaman beliren bulutlar insana neşe ve mutluluk veriyordu…

Estetik tasarım içinde yer alan yollar, ağaçlar, elektrik direkleri, gökyüzüne ulaşan yeni apartmanlar, hayat için de yeni bilinç ve projeler oluşturuyordu.. ışıklardan karşıya geçerken lambalar da yandı.. araçlar durdu.. duranlar arasında motorlar da vardı…

Bir yere oturmuş ve boyadığım resimleri tekrar tekrar boyuyordum.. ta ki belli bir olgunluğa ulaşana kadar.. nasıl olacak, nasıl olgunluğa ulaşacaktı boyalar, giderek çizgiler.. onu içgüdüyle algılıyordun.. sanat durmasını bilme işidir.. durmasını bilmiyorsan, sanat da oluşmaz…






İlk yorum yapan siz olun