İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dalgalar uzuyordu adalara doğru…

Ümit Gezgin

Avşa adasındaydım ve yola çıkıyordum.. her türden çiçekler böcekler, ağaçlar vardı adada.. aynı zamanda da inşaat sektörü de ilkel de olsa hızla devam edip gidiyordu.. dip dibe dubleks tripleks villa benzeri kondular yapılıyordu.. bunlar ne derece sağlıklı, depreme dayanıklı ve iyiydi.. kimse bilmiyordu…

Adaya ulaştığımda üç gündür su akmıyordu.. herkes pişmandı ve hatta protesto yürüyüşleri bile yapıldığı, söyleniyordu.. sular niye akmıyor, diye insanlardan, özellikle yaşlılardan bağıranlar olmuş.. bizler emekliyiz, yazları burada geçiriyoruz ve sular akmıyor, nasıl olacak bu iş, diyordu yaşlılar.. tam sular gelecekken, bu sefer elektrikler kesilmiş.. gitmiş gelmiş bir süre.. neden olduğunu kimse anlayamamış…

Kışları iki bin, yazları iki yüz bin olursa nüfus, doğal olarak ne elektrik yeter buna ne de su.. bir zamanlar kuyu suları varmış ve az yerleşim yeri olduğu için de herkese yetermiş.. sonra yerleşim arttıkça kuyular yetmemeye başlamış ve taşıma sular devreye girmiş.. sonra onlar da yetmemiş ve deniz suyunu arıtan istasyonu kurulmuş.. bol bol su her yere ulaşmış ve altyapı da geliştirilerek her eve su tesisatı kurulmuş…

Şimdilerde bunlar da yetmiyor.. arıtma sular yazları nüfusun bu kadar artmasından dolayı çaresiz kalıyor.. bazı zenginler ve dışarıdan parasını getirip burada motel, hotel yaptıranlar, hotellerin bahçesine yüzme havuzları da yaptırmaya kalkınca, su sorunu görünür olmaya başlamış…

Her tarafı dandik villa doldurmuşlar.. elektrik direkleri yamulmuş.. teller yerlere uzanıyor adeta.. yarı asfalt yollar dar ve motorlar, skooterlar, otomobiller ve hatta minibüslerle taksiler kendi aralarında hız yarışı yapıyorlar.. bu da sık sık ölümlü ve yaralanmalı kazalara sebep oluyor.. kaç kişi böyle öldü ve sakat kaldı.. yine de kimsenin umrunda değil…

Kuvvetli yağmurlar yağdığında deniz bile taşıyor nedense.. sonra altyapısı tam yeterli olmadığı için de merkezde de taşmalar oluyor ve insanlar ayakkabılarını çıkararak yollarda yürüyorlar… Eşrafı var tabi Avşa adasının.. onyıllardır burada ticaretten zenginleşmişler ve oteller, moteller, fırınlar, pastaneler, zincir marketler yapmışlar.. inşaat sektörünü de zaten onlar ellerinde tutuyorlar.. ayrıca sahil kenarındaki kafeleri, lokantaları da yine bu eşraftan insanlar işletiyorlar.. zamanında buraya gelen ve zenginleşen doğudan gelen vatandaşlarımız da var.. onlar da ticaretle uğraşıyorlar…

Rıhtıma doğru, deniz otobüslerine doğru ilerliyorum.. sıcaklık iyisinden artıyor.. lokantalarda insanların sayısı da artıyor.. her yerde otel var, motel var, pansiyon var.. marketler, kasap ve manavlar hınca hınç dolu.. halk fakir fukara, parası yok, geçinemiyor falan diyorlar da.. öyle bir durum yok.. sahiller dolu.. oteller, moteller, dükkanlar dolu.. insanlar her yere tüketmek için hücum ediyorlar.. nerde geçim sıkıntıları anlamak mümkün değil…

Deniz otobüsleri bekliyor.. insanlar bavulları doldurmuş İstanbul’a artık geri dönüyorlar.. sahillere bakıyorum.. oh! şemsiyeler açılmış, kumlara sere serpe uzanılmış, dondurmalarla serinliyor, olmuyor denizlerde kulaç atıyor insanlar.. gökyüzünde tek bulut yok.. güneş de hafif hafif salınıyor…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin