Ümit Gezgin
Heybeliada resim çizmek için ideal adalardan biri.. Büyükada veya diğer adalar değil.. yani ne Kınalıada, ne Burgazada benim için resim söz konusuysa ideal adalardan değil…


Heybeliada sadece resim için ideal adalardan değil.. burada aynı zamanda ressamlar da yaşıyor.. sonra edebiyatçılar için de ideal adalardan biri.. en başta Hüseyin Rahmi Gürpınar burada yaşadı, vefat etti.. keza usta yazar, Ahmet Rasim’in de yaşadığı ve vefat ettiği yer…


Zeyyat Selimoğlu da burada yaşadı.. halen şair Enis Batur da burada yaşıyor.. ben de zaman zaman gidiyor, dolaşıyor, resimler çiziyor ve tarihi köşkleri, yolları, küçük dükkanları, antikacıları, sahafları fotoğraflıyor ve resimlerini çiziyor, çizdikten sonra da video ve fotoğraflarını çekiyorum…



İnince itfaiyenin oraya tırmandım.. bugün 30 Ağustos da olduğu için, bayramdan dolayı ücretsizdi ulaşım ve bütün vatandaşlar da adalara hücum etmişlerdi.. yollar, kafeler, pastaneler kalabalıktı… Ahşap evler güzeldi ve önlerinde türlü çiçekler, begonviller, güller, sevimli bol yapraklı küçük ağaçlar vardı… Bazı ahşap evler boyanmamış, köhnemiş ve dağılmış, pencereleri açık, camlar kırılmış vaziyetteydi…





Ahşap evler vardı olmasına, aynı zamanda betondan ve kagir evler de vardı.. iki katlı, üç katlı, tek katlı evler vardı.. begonviller her yerdeydi.. bulutlar adaların üzerine inmişti.. ilerde bakıyordum koyu mavi denizin bir parçasını görüyordum.. insanlar da dükkanların önünde duruyordu… Heybeli Sahaf vardı, tarihi bir köşkün girişindeydi.. oraya doğru ben de ilerledim ve estetik görünümün fotoğrafını çektim, daha sonra da resmini çizmeyi düşünüyordum.. insanlar da sahaflara doğru ilerliyor ve orada kitaplara, kartpostallara, fotoğraflara bakıyorlardı…



Yol aşağıya doğru gidiyordu ve başka bir sahaf daha vardı başka bir tarihi köşkün girişinde.. duvar vardı ve üstünde de minik bir park görüyordum.. bisikletçiler vardı.. bisikletleri kiralıyor, tamir ediyordu ve dükkanlar bugün bile açıktı ve bisikletleri, motorları, elektrikli minik araçları tamir ediyorlardı… Yukarıya doğru çıkan dik merdivenler vardı ve buralarda oturan yaşlılar için zorlu yollardı bunlar.. ama bir yandan da sağlık için gerekli gibi görünüyordu…



Bir köpek gördüm uzun yolun ucuna, insanlara, şen şakrak genç kızlara bakıyordu.. dondurmacının önü de doluydu.. evlerin bazılarının iyi boyanmış renkleri parlıyordu.. balkon demirleri özgün ve tarihseldi bazı iki katlı evlerin.. kapıları da orijinaldi… İlerde tarihi kırmızı kilise vardı, önünde küçük bir park ve yine içinde Bizans zamanından kalma kırık bir tarihi taş ve yine bahçe dışında da küçük bir çay bahçesi… Bazı evler etkili görünüyordu ve gri bulutlara karışmıştı adeta.. oraların resimlerini çizmek gerekir, diyordum içimden…






İlk yorum yapan siz olun